cDaha ne kadar bekliyeceğiz? Size acele işim var, gideceğim,
dedim. Hala Macar şirketinden gelen mektubun
tercümesini getirmediniz!, diye bağırmıştı.
Öteki, iskemiesinden süratle doğrulara.k:
«Ben bitirdim efendim! Hanımlar bir türlü yazamadılar.
Kendilerine başka işler verilmiş!:. dedi.
«Ben size bu işin hepsinden acele olduğunu söyleme-
dim mi?»
«Evet efendim, ben de onlara söyledim!»
Harndi daha çok bağırdı:
cBana cevap vereceğinize size havale edilen işi yapın!»
Ve kapıyı vurarak çıktı.
Raif Efendi de onun arkasından çıkarak daktilolara
tekrar yalvarmıya gitti.
Martin hayatın bu son lütfu için şükran
duydu.
Kollan ve bacaktan yorulup artık hareket edemez hale gelene
dek, aşağı, daha aşağı yüzdü. lyice derine indiğinin farkındaydı.
Kulak zarının üzerindeki basınç acı vericiydi ve
kafasında bir uğultu vardı. Tahammülü azalmaya başlamıştı
ama kollan ve bacaklarını, onu derine çekmeleri için zorladı.
Ta ki azmi kırılıp, ciğerlerindeki hava patlarcasına boşalana
değin. Yukan çıkan hava kabarcıktan, yanaklarının ve
gözlerinin üzerinden küçücük balonlar gibi geçti. Sonra acı
ve boğulma başladı. Bu acı, ölüm değildi; bilincini kaybederken
zihninde savrulan düşüncelerdi. Ölüm acı vermezdi. Bu
yaşamdı; içindeki berbat tıkanma hissi, yaşamın ıstırabıydı.
Yaşam ona son bir darbe vuruyordu. Elleri ve ayaklan inatla
kasılmaya, güçsüzce çırpınıp titremeye başladılar. Ama Martin elleriyle ayaklanm ve onlann böyle çırpınıp titremelerine
yol açan yaşam arzusunu kandırmıştı. Çok derinlerdeydi.
Onu asla yüzeye çıkaramazlardı. Bir hayaller denizinde
kayıtsızca yüzer gibiydi. Renkler ve ışıklar onu sanyor, içine
nüfuz ediyordu. O da neydi? Bir deniz fenerine benziyordu.
Ama aslında beyninin içindeydi; yanıp sönen parlak, beyaz
bir ışık. Giderek daha hızlı yanıp sönmeye başladı. Uzayıp
giden bir gümbürtü duydu ve geniş, çok yüksek bir merdivenden
yuvarlandığını sandı. Aşağıda bir yerlerde, karanlığa
düştü. O kadanm biliyordu. Karanlığa düşmüştü. Bunu
bildiği anda, artık bir şey bilemedi.
Aşkı ve hayatı pek çok sevmekten,
Umuttan ve korkudan azade yiz artık
Şükür olsun meçhul Tanrılar ki
Hiçbir hayat sonsuz değil;
Ôlüler hiç dirilmiyor;
En yorgun nehir bile sonunda
Güvenle denize dökülüyor.
Vah zavallı, güzel kafa.
Ruth böyle diyerek, elini uzatıp, parmaklarım onun saçında
gezdirdi.
- Artık kafam yorma. Gel şimdi yeniden başlayalım. Seni
her zaman sevdim. Annemin arzusuna boyun eğerek zayıflık
gösterdiğimi biliyorum. Öyle yapmamalıydım. Ama konuşmalarında,
insanlığın hatalarından ve zayıflıklarından büyük
bir sevecenlikle bahsettiğini duyuyorum. O sevecenliği
bana da göster. Hatalı davrandım. Beni affet.
Martin sabırsızca:
- Ah, affediyorum, dedi, aslında ortada affedecek bir şey
yokken, affetmek kolaydır. Yaptığın hiçbir şey için af dilemene
gerek yok. İnsan kendi bakış açısına göre hareket
eder, bundan başkası elinden gelmez. Ben de bir işe girmediğim
için senden af dilemeliyim.
Ruth karşı çıktı:
- Senin iyiliğini istiyordum. Seven insan, sevdiğinin iyiliğini
ister.