Martin hayatın bu son lütfu için şükran
duydu.
Kollan ve bacaktan yorulup artık hareket edemez hale gelene
dek, aşağı, daha aşağı yüzdü. lyice derine indiğinin farkındaydı.
Kulak zarının üzerindeki basınç acı vericiydi ve
kafasında bir uğultu vardı. Tahammülü azalmaya başlamıştı
ama kollan ve bacaklarını, onu derine çekmeleri için zorladı.
Ta ki azmi kırılıp, ciğerlerindeki hava patlarcasına boşalana
değin. Yukan çıkan hava kabarcıktan, yanaklarının ve
gözlerinin üzerinden küçücük balonlar gibi geçti. Sonra acı
ve boğulma başladı. Bu acı, ölüm değildi; bilincini kaybederken
zihninde savrulan düşüncelerdi. Ölüm acı vermezdi. Bu
yaşamdı; içindeki berbat tıkanma hissi, yaşamın ıstırabıydı.
Yaşam ona son bir darbe vuruyordu. Elleri ve ayaklan inatla
kasılmaya, güçsüzce çırpınıp titremeye başladılar. Ama Martin elleriyle ayaklanm ve onlann böyle çırpınıp titremelerine
yol açan yaşam arzusunu kandırmıştı. Çok derinlerdeydi.
Onu asla yüzeye çıkaramazlardı. Bir hayaller denizinde
kayıtsızca yüzer gibiydi. Renkler ve ışıklar onu sanyor, içine
nüfuz ediyordu. O da neydi? Bir deniz fenerine benziyordu.
Ama aslında beyninin içindeydi; yanıp sönen parlak, beyaz
bir ışık. Giderek daha hızlı yanıp sönmeye başladı. Uzayıp
giden bir gümbürtü duydu ve geniş, çok yüksek bir merdivenden
yuvarlandığını sandı. Aşağıda bir yerlerde, karanlığa
düştü. O kadanm biliyordu. Karanlığa düşmüştü. Bunu
bildiği anda, artık bir şey bilemedi.