"Ölüm, inanç alanına girer . . . Elbette günün birinde öle ceğinize inanmakta haklısınız . . . Bu sizi ayakta tutar. Eğer inan masaydınız sahip olduğunuz hayata dayanabilir miydiniz?"
Sözlü olan her şeye gerçek bir tutkuyla kendini adamış olan Lacan, tatlı, gümbür gümbür ya da kesik kesik bir sesle konuşu yordu: Eski Fransa'dan bir örnek verecek olursak Sacha Guitry' ye, modern döneme uzanacak olursak Salvador Dali'ye benzetebi liriz onu. Lacan'ın konuşması yemek yemesi gibiydi, sevdiği gı daları -yermantarı, kuşkonmaz, kirazkuşu-olduğu gibi varlıkları ve nesneleri de bir çırpıda yutardı. Bu yüzden de insan sesini güç lü bir arzu ve baştan çıkarma nesnesine dönüştürerek, aynı zaman da bu sesin dili -dil yetisi olguları içersinde yer alan bir sistem ola rak kavranan dili- taşıdığının altını çizmiştir.
Üniversitesi'nde bir konferans sırasında, şaşırtıcı bir açıklamada bulundu: "Psikanalizin tarihte bir ağırlığı vardır. Tari he ait olan şeyler psikanalize uygun şeylerdir [ ... ] . Adına tarih de nen şey, salgınların tarihidir. Roma İmparatorluğu, sözgelişi, bir salgındır [ . . . ], psikanaliz bir salgındır [ . .. ]. Yazılı bir belge yoksa bilirsiniz ki bir düşte gibisinizdir. Tarihçinin titizlikle aradığı şey bir metindir - bir metin ya da bir kağıt. Ne olursa olsun, arşivde yazı yoluyla bir şeyleri kesinleştiren bir şey olmalıdır, o olmazsa tarih de olmaz. Yazıyla kesinleştirilemeyen, tarih olarak ele alınamaz. "Burada bir yandan yazının egemenliği savunulup, öte yan dan herhangi bir yapıttaki yazının ön plana çıkarılmasına karşı geliniyor; bir yandan kaynaklar ve arşivler kabul edilmiyor, öte yandan arşivin ağırlığının altı çiziliyor.
EGER HER ŞEY ARŞİVLENİR, gözetim altında tutulur, işaretlenir, yargılanırsa, o zaman yaratma olarak tarih mümkün olmaz: Bu durumda arşiv mutlak bilgiye dönüşür. Ama hiçbir şey arşivlen mezse, her şey silinir ya da yok edilirse de anlatının fantazilere ya da benin hezeyan dolu egemenliğine doğru kayması önlenemez, dogma işlevi gören yoktan var edilmiş, yeni bir şekil verilmiş bir arşiv çıkar karşımıza.