Aslına bakılırsa, intihar notları okuyucuları için bir tür pornografidir. Bir zihnin, bir ruh halinin gizli saklı ya da yasaklı bölgelerini röntgenlememize müsaade ederler ve hastalıklı bir çekicilikleri vardır.
Hiç var olmamış olmanın daha iyi olup olmayacağını sormak, ölmenin daha iyi olup olmayacağını sormakla hiç de aynı şey değildir. Var olmaya başlamanın hiçbir faydalı yanı yoktur. Fakat bir kez var olduktan sonra, var olmaktan vazgeçmemekte çıkar vardır; örneğin genellikle dayanılmaz acıları sona erdirmek için var olmaya devam etme çıkarından daha baskın gelen trajik durumları düşünün. (Çev. Not: Benatar burada, ötanazinin, korkunç acıları dindirmek amacıyla yapılmasındaki çıkarın, yaşam devam etme çıkarından daha ağır bastığı durumlara dikkat çekmektedir. Şayet dayanılmaz acıları dindirmekte büyük bir fayda varsa, ötanazi yapmak makul bir seçenek olabilir. Ki benim de savunduğum bir pozisyondur bu). Bununla birlikte bir kişinin yaşamının devam etmeye değmediğini söyleyeceksek, yaşamındaki fenalıkların ölmeme çıkarından baskın gelecek veya ölmeme çıkarını geçersiz kılacak kadar kötü olması gerekir. Buna karşılık, var olmaya başlamakta bir çıkar olmadığından dolayı, yaşamı başlatmanın daha iyi olacağını söyleyebilmemiz için kötü şeylerin daha ağır gelmesini gerektirecek bir fayda veya çıkar yoktur. Dolayısıyla, bir yaşamın devam etmeye değmemesi için yaşamın kalitesinin, yaşamın başlamaya değmemesi için olması gerekenden daha kötü olması lazım. Böylesi bir olgu durumu hiç de tuhaf değildir, örneğin bir tiyatroda performans, gösteriyi terk edecek kadar kötü olmayabilir; fakat ne kadar kötü olduğunu bilseydiniz en baştan bilet alıp gösteriye gitmek istemeyebilirdiniz. David Benatar
Seksi ölümün canlı rakibi olarak görmüşümdür hep. Zaten orgazm yaşamın başlıca kıvılcımı değil midir? Ölümle ilgili korkuları nötrlemek için cinsel duyguların alevlendigi pek çok durum biliyorum.
Göründüğü kadarıyla doğumum bir hata oldu çünkü bu dünyaya gelecek biri değildim. Ben olduğum kişi değilim ve kendimi bulamıyorum; o benim zıt benliğim. Buraların benim yerim olmadığını biliyorum. Ben buradayım, ama burada değilim.
Hep nezaket gerekleri, kibarlık zorunlulukları içindeyiz. Hep adetlere, kurallara uymaktayız. Hiç kendi ruhumuza uyduğumuz yok. Kimse olduğu gibi görünmeye cesaret edemez olmuş. Zorunlulukların sürekli baskısı altında toplum denilen bu sürüyü meydana getiren insanlar belli durumlar karşısında hep aynı şeyleri yapacaklardır. Başka türlü davranabilmeleri için çok önemli sebepler olması gerekli. Bu yüzden karşımızdakinin nasıl bir adam olduğunu hiç bilemeyeceğiz. Bu yüzden birini tanıyabilmek için büyük olayları beklemek zorundayız...