Daso

Bu Lacan bizim zamanımızı zaten önceden bilmiştir. Irkçılı­ ğın, cemaatçiliğin, cehalet tutkusu ve düşünce nefretinin tırmana­ cağını, erkeklik ayrıcalıklarının azalacağını ve vahşi bir kadınlı­ ğın artacağını, depresyona girmiş bir toplumun geleceğini öngör­ müş, devrim ve aydınlanmanın çıkmazlarını, dine dönüşen bir bi­ lime, bilime dönüşen bir dine ve sadece biyolojik bir varlığa dö­ nüşen insana inanılacağını haber vermiştir. "Pek yakında," diyor­ du daha 1971 'de, "ırkçılık adını vereceğimiz ve sırf konuştukları için her türden bilinç/vicdan sorunuyla karşı karşıya kalan var­ lıklarda hayatın yeniden üretimi düzeyinde her şeyi denetimi altı­ na alacak ayrımcılık sorununun içinde boğulacağız."
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Psikanalistler de bunun dışında kalmıyor: kapalı dil, melankolik havalara girme, toplumsal sorunlara kapalılık, geçmi­ şe özlem . . . Tarih yerine eskiyi anmayı, olayların incelenmesi ye­ rine papağanca tekrarını, şimdiki zamana bağlanma yerine geç­ mişe hayranlığı öne çıkarıyorlar. "Yarının başka bir gün" olduğu­ nu bile bile unutuyorlar. Öyle ki insan bazen kendi kendine uzma­ nı oldukları alana ve devraldıkları mirasa düşman mı kesildiler di­ ye sormadan edemiyor.
Hölderlin'in dediği gibi, kurtuluşun en ya­ kın olduğu an tehlikenin en büyük olduğu andır - umudun da öy­ le. Kanıt mı? Avrupa'da otuz yıl boyunca başkaldırı düşüncesine gülünç eleştiriler getirildi, ama bakın Avrupa' da doğan devrim dü­ şüncesi şimdi başka yerlerde yeni bir arzu olarak filizleniyor.
Çağımız bireyci ve pragmatist. Anı yaşamayı, ekonomik be­ lirlemeciliği, sondajları, dolaysızlığı, göreciliği, rahatı seviyor. Siyasi bağlılığı ve seçkinleri sevmiyor; düşünceyi küçümseyip transparanlığı, kötülükten, sapıklıktan keyif almayı yeğliyor; in­ sanları nöronlarıyla, genleriyle açıklayıp duygu ve heyecanları sergilemek hoşuna gidiyor. Sanki insanlığın durumunu tek bir ne­ densellikle açıklamak mümkünmüş gibi geliyor insanlara. Avru­ pa'da popülizmin tırmanışı, açıkça ırkçılığı, yabancı düşmanlığı­ nı ve milliyetçiliği savunan bu popülizmin bazı aydınlara çekici gelmesi bu durumu körüklemekte.
Yok Freud Naziymiş, Yahudi düşmanıymış, baldızıyla yatmış, caniymiş, sahtekarmış. Lacan da sapıkmış, vahşi hayvanmış, Maocu, tecavüzcü, tarikat önderi, sahtekarmış, karılarını, hastalarını, hizmetçilerini, çoluk çocuğu­ nu durmadan dövüyormuş, silah koleksiyonculuğu yapıyormuş. Bu konuda dilin kemiği yok, dedikodu tam gaz, üstüne üstlük her gün yeni bir şeyler ekleniyor.