“Meçhul” karakterimizin, yaşamını yazma eylemi ile kazanmaya çalışması, bir reklam yazarı olarak beni kitabın içine çekti diyebilirim. Birçok yerde karakteri anladığıma, onu hissettiğime üzüldüm desem yeridir.
Bu roman bende, George Orwell’ın, “Paris ve Londra’da Beş Parasız” romanını hatırlattı. Bunu hatırlatmakla kalmayıp, günümüzün yaşam kavgasına beni adeta sürüklemiş oldu. Kültür, zaman farketmeksizin; yaşama tutunma, daima çabalama gibi eylemlerin sonucunda, açlık ve sefalet içinde yaşamanın, insana verdiği kalıcı hasarın değişmediğini bana tekrardan göstermiş oldu bu kitap.
Romanda fazlasıyla, Knut Hamsun’ın çocukluğunda etkilenmiş olduğu kilise baskını görmekteyiz. Kiliseden “kurtarıcı kilise” diye bahseden yazar, dinlerin ve tanrının, açlık ve sefalet karşısında ihmalkârlığından oldukça agresif bir şekilde bahsetmektedir. Sadece Knut Hamsun değil, hatrı sayılır birçok yazar, eserlerinde insandan vazgeçtiklerinde, eleştiri rotalarını dinlere ve tanrılara çevirmektedir. Unutulmamalıdır ki tarih boyunca meydana gelen kötü olayların tümü, insanoğlunun nefsini baltalayamamasından kaynaklanmıştır.
Geçirdiğimiz bu zor günlerde, kendi kafamızda kurduğumuz en kötü senaryoyu, iyi bir kalemden okumak, kitap boyunca size ayrı bir zevk vermektedir. Çok güzel bir çeviri sayesinde ise akıcı bir dile ulaşan kitabın içerisinde bol bol düşünüp, bol bol sorgulayabilirsiniz.
Okuyun ve okutun...