Huzursuzluk benim mayamda vardı, arada öylesine depreşiyordu ki acı veriyordu bana. Böyle zamanlarda tek avuntum üçüncü kat koridorunda, o sessizlik, tenhalık içinde, gözlerden ırak, bir aşağı, bir yukarı yürümek, hayalimde canlanan parlak düşleri başıboş bırakıvermekti. Bol, parlak, renk renkti düşlerim. Burada, bırakırdım yüreğimi –içimi tasayla burksa bile yaşamla genişleten– coşkun heyecanlarla çarpsın!.. En güzeli de, içimden bir sesin anlattığı sonu gelmez bir masalı dinlerdim. Hayalimin yarattığı, durmadan da anlattığı bir masal ki ...
Önümde artık daha güzel ve dikenleri, güçlükleri kadar gülleri, doyumları da bulunan yeni bir yol başlamaktadır. Yer değişikliği, önümde açılan umut kapısı bütün varlığımı uyandırmış, coşturmuş gibiydi. Tam olarak bilemediğim birtakım güzel şeyler gelecekti başıma sanki... Bugün, yarın, önümüzdeki hafta, gelecek ay olmasa bile, günlerden bir gün.
"Nasıl yani? Anlamıyorum.”
“Nefreti yenebilmek için en iyi yol, nefret, öfke değildir. Nasıl ki öç almak da açılan yaraları sarmaz.”
“Öyleyse ne yapmalı?”
...
“Ne diyor o?”
“Düşmanlarını sev. Sana sövene sen hayır dua et; seni nefretle hor görene iyilik yap.”
“Harekete geçmek amelde bulunmaktır. İnsan, çaresiz kaldığı bir noktaya gelip dayanınca, bazen kendisinden umulmadık şeyler başarabilir.”
Muhyiddin Şekûr 🌿