Konuşmuyordum; Zorbayı dinlerken dünya bakirliğinin tazelendiğini hissederdim. Görülmüş bütün günlük şeyler, Tanrı’nın elinden çıktıkları ilk günlerdeki parlaklığını alıyordu. Su, kadın, yıldız, ekmek; ilkel, esraren giz kaynağına dönüyor ve çark amca havada yeniden dönmeye başlıyordu.
Her şey sırayla. Şimdi önümüzde pilav var; öyleyse, aklımızda pilav olmalı. Yarın önümüzde linyit olacak, aklımızda da linyit. Yarım yarım olmaz bu iş, anladın mı?”
Aklımın başımda olduğu şu sırada, sana hiçbir şey yapmamış olan başka bir insana saldırıp onu ısırmanı, burnunu koparmanı, kulağını kesmeni, karnını deşmeni ve bu arada Tanrı’yı da yardıma çağırmanı gerektiren bu kudurganlık nedir diye düşünüyorum; bu, Tanrı da gelip burun ve kulak kessin ve işkembe deşsin mi demektir?..