Bir fotoğrafa aşık oldunuz mu hiç? Bir çift göze bakıp kendinizi unuttugunuz, dalıp kaybolup gittiğiniz, kendinize dahi kör olduğunuz bi anınız oldu mu peki? Ölesiye sussa da sesini dahi duymadan, görmeden yaşamaya mecbur kalsan da sana kıyabilir mi o gözler? Senle konuşmadan durabilir mi öylece? İlk kez baktığında dalıp gittiğin, seni içine alan o gözler seni görmezden gelebilir mi hiç? Gene tek kelime etmiyor, ama o gözleri, bakışları...
Kar taneleri usul usul gözlerime değiyorken, yüzünde hissettiğin o an ki serinlik üşüme duygusu. Ama o beyazı göremiyorum artık, beyazım gitti benden siyaha büründüm. Işığın yoksa karanlık her yer, ışığın yoksa nereye baksan simsiyah, ışığın yoksa gittiğin yönde yanlış, vardığın yer de karanlık dipsiz bir kuyu..
Büyütüp, beslediğim en büyük umudum, Yolun sonuna geldik, Şimdiyse, Yitirdiğin en büyük umudumsun. Senden çok şey öğrendim, En mühimini ise; en sonda, Vara yoka umut etmemek..
Yalnızlaşmanın, "kendi ayakları üzerinde durmak" olarak kutsallaştırıldığı, kimsenin kimseye ihtiyaç duymadığı, aşkın gündelik bir hobiye dönüştüğü bir dünyada hasrete yer ve zaman kalmıyor. Hasret çekmeyen için vuslat nasıl bir anlam ifade etsin ki?