Quintessentia

Quintessentia
@Dedalus_
Comes aeternus animae meae
Kadının çizikler içinde kalmış alnı, o kadının artık genç birisi olmadığını ele vermekle kalmaz, aynı zamanda bu kişinin kaygılı bir tip olduğunun da sinyallerini verir. 'Yaşlı ve sinirli', nasıl bir görünüm sergilediğinin bilincinde olan bir kadının etrafına vermek istediği bir mesaj değildir. ...Çizgi ve kırışıklıklardan kurtulmak için daha modern bir yöntem ise 1990'lardan beri uygulanan botox'tur. ...Ancak bu ciddi yöntemlerdeki problem şudur: Bu işlemler sonucunda alın o derece gergin ve düz bir hal almaktadır ki, kişinin herhangi bir duygusal durumunu yansıtması olanaksızdır. Bu, maske gibi bir görünüm vermektedir. Genç ama kaskatı bir yüz. Bu nedenle daha iyi bir tıbbi yöntem bulunması şarttır. [...]Kadınların bu kırışıklıkları yok etmek adına kozmetik cerrahiye sığınarak yüzlerine Clostridium botulinum zehiri (Botox) enjekte etmeleri, genç görünme arzusunun trajik bir bedelidir. Botox, kırışıklıklarla birlikte insanı insan yapan mimetik sinyalizasyon ağını da felç eder. Ortaya çıkan şey, yaşayan bir yüz değil; hiçbir duyguyu, kaygıyı veya sevinci transfer edemeyen, dilsiz ve kaskatı bir porselen maskedir.
Sayın Morris'i anlıyorum ama bizdeki Süperstarı henüz tanımadığındandır söyledikleri :) youtu.be/Xpp_y2Os5Co?si=...
Mülkiyet Duvarlarının ve Sınırların Çöküşü
Kozmik Bilinç, bireysel egonun o bencil sınırlarını yıktığı için, mülkiyet hırsı, zenginlik biriktirme çılgınlığı, sınırlar ve ulus-devletler bütünüyle ortadan kalkacaktır. İnsanlık, yeryüzünün kaynaklarını ortaklaşa paylaşan devasa bir aileye dönüşecektir. ​Ego kendini diğerlerinden ayrı gördüğü için biriktirmek, çitler çekmek ve mülkünü korumak zorundadır. Kozmik bilinçte "öteki" kavramı yok olduğundan, bir başkasını sömürmek kendi kendini sömürmekle eşdeğer hale gelir. Bu durum, siyasi bir ideolojinin dayatmasıyla değil, psikolojik bir mutasyonun doğal çıktısı olarak radikal bir kolektif paylaşım doğurur.
Bucke, kapitalist mülkiyet ilişkilerinin ve ulusal sınırların kökenini doğrudan Öz-Bilinç (Ego) yapısına bağlar.
Quintessentia bir yorumu yanıtladı.
Soralım...
Madem bu en yüksek deneyim doğası gereği dil ötesidir ve aktarılamaz; o halde felsefe, teoloji ve kutsal metinler yoluyla bu durumu topluma anlatmaya çalışmak, kitlelerin elinde kaçınılmaz olarak boş birer kelime oyununa ve dogmatik kavram putlaştırmasına mı dönüşecektir?

Quintessentia

@Dedalus_
·
Dil, yapısı gereği bölücüdür. Bir cümlede özne, tümleç ve yüklem vardır; bu da dünyayı ayıran öz-bilincin yapısını yansıtır. Plotinus, "Bir" olanı anlatırken dildeki bu trajediyi fark etmiştir. Kozmik bilinç, dilin ürettiği tüm "kavramların" ötesinde, kelimesiz, sessiz ve dilsiz bir tecrübe olduğu için, dünyaca ünlü bu filozof bile o anları anlatırken kelimelerin acizliğini itiraf etmek zorunda kalmıştır.
Zaten öyle olmuyor mu; mesala Kur-an'ı çeviren herkes kendi idrak ve anlayış kapasitesine göre çeviriyor. Bu yüzden Kur'an için herkesin kendi okuması ve her okuduğunda farklı katmanlarının açılacağı söyleniyor. Tasavvuf ehilleri de "sır" olarak betimliyor "halleri". Anlamayana anlatılmaz diyor. Kitaplardan öğrenemezsin, yaşamadan öğrenilmez bu "haller" deniyor. Sanırım bunu anlatmak istemiş ya da ben öyle anladım.
Merhaba; Evet! Sizin de dediğiniz gibi, bir çok anlatıda durum bu şekilde açıklanır. "Bizler" ne yaparsak yapalım; bu ilahi "sırr" ın anlamsal boyutuna erişemeyiz. Bu durumda da haklı olak insanın aklında şöyle bir soru beliriyor: "madem hiç bir şekilde bu kutsal metinleri tam anlamıyla anlamayacaksak ve bunu gönderen ilahi güç de bu bilinçte ise niye bunca kitap ve anlatı gönderdi ki?"
1 yanıtı göster
Dağdaki Başkalaşım sahnesinde, İsa’nın yüzünün güneş gibi parladığı ve giysilerinin ışık gibi bembeyaz olduğu anlatılır. Bu, kozmik uyanışın veya o bilincin zirve anlarının organizmada yarattığı masif 'fotizm' (içsel/dışsal ışık) semptomunun en görkemli kanıtıdır. ​...Sinir sistemindeki olağanüstü biyofotonik deşarj, hücresel düzeyde bir ışıma hissi yaratır. Bu durum, sadece İsa’nın içsel algısında kalmaz, onun elektromanyetik alanına giren müridleri (Petrus, Yakup, Yuhanna) tarafından da nesnel olarak gözlemlenir.
Bucke, İsa’nın yüzünün parlamasını somatik (bedensel) bir gerçeklik olarak ele alır
Göklerin Krallığı Bilincin Kendisidir
İsa'nın durmaksızın vaaz ettiği 'Göklerin Krallığı', bulutların üzerinde bir yer değildir. O, 'Göklerin krallığı sizin içinizdedir' derken, insanın ulaşabileceği bu yeni ve aşkın bilinç durumunu kastediyordu. Krallık, kozmik bilincin ta kendisidir. ...​"Krallık" mekansal veya ölüm sonrası bir ödül değil, yeryüzünde yaşarken ulaşılan psikolojik bir mutasyondur. Ego duvarları yıkılıp evrenle bir olunduğunda, insan zaten "cennet" durumunu içsel bir gerçeklik olarak deneyimlemeye başlar.
Bucke, Hristiyan teolojisinin en büyük yanılgılarından birini deşifre eder