Quintessentia

Quintessentia
@Dedalus_
Özüne yaklaştıkça manzara değil, uçurum büyür. Modifiye edilmiş benliğinden memnunsan, dön geri; sana göre değil burası... #306148980
Erkeğin fiziksel gücünü ve anatomisini "savaş ve şiddet için tasarlanmış birer adaptasyon" olarak paketleyen evrimsel sosyobiyoloji; aslında modern orduların, devlet şiddetinin ve erkek egemen militarizmin vahşetini doğallaştırmak için uydurulmuş ambalajlı bir sahte-bilimdir diyebilirmiyiz?

Quintessentia

@Dedalus_
·
Bilimin statükoya sunduğu en ucuz yaltakçılık
Savaşın evrimsel bir zorunluluk olduğunu iddia eden evrimsel psikologlar, insan anatomisindeki bazı özellikleri, örneğin erkeğin üst beden gücünü veya yumruk atma yeteneğini 'savaş için tasarlanmış adaptasyonlar' olarak sunarlar. Ancak bu araştırmacılar, aynı üst beden gücünün ağaçlara tırmanmak, ağır av etlerini taşımak, çocukları korumak ve zorlu doğa koşullarıyla mücadele etmek için yüz binlerce yıl boyunca nasıl hayati birer işlev gördüğünü unutuyorlar. İnsanın anatomik gücü, türdaşını katletmek için tasarlanmış askeri bir mühimmat değil; doğayla ortaklaşa mücadele etmek ve kabilenin hayatta kalmasını sağlamak için evrimleşmiş kolektif bir üretim enstrümanıdır. Anatomiyi militarize etmek, bilimin statükoya sunduğu en ucuz yaltakçılık örneklerinden biridir.
Reklam
Prehistorik insanın çatışmaları "uzaklaşarak ve göç ederek" barışçıl bir esneklikle çözdüğü gerçeği karşısında; modern devletlerin sınırları kutsaması ve vatan ahlakı adı altında insanları ölmeye/öldürmeye programlaması, aslında mülkiyet elitlerini korumak için uydurulmuş kurumsal birer cinnet mekanizması mıdır?

Quintessentia

@Dedalus_
·
Avcı-toplayıcı dünyada çatışmanın çözümü şiddet değil, "Uzaklaşma / Mekansal Esneklik" stratejisidir. Dünya geniştir ve sınır telleriyle bölünmemiştir. Bir başka kabileyle gerilim yaşandığında, canını riske atıp savaşmaktansa birkaç kilometre ötedeki vadiye göç etmek evrimsel olarak çok daha avantajlıdır. Savaş ancak insan toprağa çivilendiğinde, tahıl ambarlarını ve biriktirdiği mülkü arkasında bırakıp gidemediğinde kaçınılmaz hale gelir. Dolayısıyla, yerleşik yaşam insanı özgürleştirmemiş, onu mülkünü korumak için öldürmeye ve ölmeye mahkum eden askeri birer köleye dönüştürmüştür.
Cinselliğin ve sevginin mülkiyet korkusundan arındırıldığı "liberal cinsel bağ kurma ahlakı" bizim gerçek genetik tarihimiz ise; evrimsel psikolojinin bize "doğal yazgı" diye dayattığı o kıskanç, tekelci ve kasvetli dünya, aslında prehistorik ekrana yansıtılmış kurnaz birer burjuva masalı olabilir mi?

Quintessentia

@Dedalus_
·
Kıskançlık, mülkiyet ve korku çemberinden arındırılmış bir dünyada cinsellik; tekelci bir pranga değil, kabile içi bağ kurmayı sağlayan liberal, özgür ve neşeli bir arkadaştır. Kadının ekonomik güvencesizlik yüzünden rahmine cinsel tapu çıkarmak zorunda kalmadığı, erkeğin ise cinsel kıtlık yüzünden delirmediği avcı-toplayıcı prehistoryası, bizim gerçek genetik evimizdir. Standart Evrimsel Anlatı ise nesnel bilim değil, sadece modern ahlaki önyargılarımızı Taş Devri ekranına yansıtan bir çizgi film kurgusudur.
Sevginin ve şefkatin paylaşıldıkça çoğalan sınırsız evrimsel bir kaynak olduğu gerçeği karşısında; cinselliği ve erotik aşkı sadece tek bir kişiye hasredilmesi gereken "kıt bir pazar malı" gibi kurgulayan modern tekelci ahlak, duygularımızı sömüren kapitalist bir dayatma mıdır?

Quintessentia

@Dedalus_
·
Kıskançlık, bağımsız bir içgüdü değil, sadece güvensizlik temelli korkunun cinsel alana yansımasıdır. Bir partnerin başkasıyla sevişmesinin korku (kıskançlık) tetikleyip tetiklememesi tamamen o toplumun seksi nasıl tanımladığıyla (mülkiyet mi, yoksa arkadaşlık mı?) ilgilidir. Bir annenin beş çocuğunu birden aynı sonsuz aşkla sevebileceğine, sevginin bölündükçe azalmayan sınırsız bir kaynak olduğuna inanırken; iş erotik aşka ve sekse gelince neden sevginin sadece tek bir kişiye tahsis edilebilecek "kıt bir ekonomik kaynağa" dönüştüğünü varsayıyoruz? Bu varsayım biyolojinin değil, kapitalist mülkiyet ve tekelcilik mantığının zihnimize çektiği ahlaki bir sınır çizgisidir.
Modern popüler kültürün "gerçek aşk ve adanmışlık" olarak kitlelere şırınga ettiği bu patolojik saplantı ve mülkiyetçi histeri modelleri; aslında insanı kendi özgür primat özerkliğinden koparıp onu romantik bir köleliğe ikna etmek için tasarlanmış estetik birer tuzak olabilir mi?

Quintessentia

@Dedalus_
·
Kültürün "yüce ve kutsal bir aşk" olarak milyonlarca insana pazarladığı şey, aslında klinik düzeyde "Patolojik bir saplantı, özsaygı kaybı ve onursuzlaşma" tablosudur. Şarkıdaki adam aşk adına rasyonalitesini yitirir, dostlarını satar, tüm parasını harcar ve sevgilisi istedi diye yağmurda uyuyarak kendini paspas eder. Bu nevrotik adanmışlık, mülkiyetçi aşk mitolojisinin bireyi nasıl çocuksu bir bağımlılığa ve köleliğe mahkum ettiğinin kültürel deşifresidir.
Reklam