Azıcık gece alayım yanıma, yalnız
serçelerin uykusuna yetecek kadar gece.
Böcekler için rutubet,
örümcekler için kuytu,
biraz da sabah sisi. Yabani güvercin kanatları renginde
biz artık bunlar olarak gidiyoruz.
Eylesin neyleyecekse şehrin insanı.
Sen ol küçük bir kıvrımdan, bir heceden
aşk için bir vaha değil, aşka otağ yaratan.
Sen ol zihnimde yüzen dağınık şarkıları
bir harfin başlattığı yangın ile söndür.
Beni bir ses sahibi kıl, kefarete hazırım.
Öyle mahzun
ki hüzün ciltlerinde adına rastlanmasın.
Dünya. Çıplak omuzlar üstünde duran.
Herkes alışkın dölyatağı borsalarla ağulanmış bir dünyaya
Benimse dar
çünkü dargın havsalamın gücü yok bazı şeyleri taşımaya.
Önce kalbim lânete çarpa çarpa gümrah
sonra kalbim gümrah ırmakları tanımaktan kaygulu
sakın Styks sularının heyûlası sanmayın
er gövdesinde dolaşan bulutun simyası bu, biraz üzgün ve Ömer öfkesinde biraz
öyle hisab katmdayım ki katlim savcılardan sorulmaz
ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak
ne ellerin hırsla saban tutuşu
ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır
dev iştihasıyla bende kabaran aşkı
yetmez karşılamaya.
Ağzının bir kıvrımından cesaret bularak
ter yürekte susayışlar yaratan yağmurlara açıldım.
Kalmışsa tomurcuklar önünde sendeleyen çocuklar,
kalmışsa birkaç ısrar, ölümle yarışacak
onların yardımıyla dünyamıza acıdım.