Pythagorasla başlayan matematik ile teolojinin birleşimi Yunanistan’da, ortaçağda ve Kant’a kadarki modern zamanda din felsefesini karakterize etti. Pythagoras’tan önce Orpheosçuluk, gizemli Asya dinlerine benzerdi. Ama Platon’da, St. Augustinus’ta, Thomas Acquinas’ta, Decartes’ta, Spinoza’da ve Leibniz’de dinin ve akıl yürütmenin, ahlaki arzunun zamansız olana mantıksal hayranlıkla harmanlanması söz konusudur; bu harmanlanma Pythagoras’tan gelir ve Avrupanın akıl süzgecinden geçirilmiş teolojisini Asya’nın. daha dolambaçsız mistisizminden ayırt eder. Pythagoras’ın nerede yanıldığını açıkça söylemek ancak çok yakın zamanda olanaklı oldu. Düşünce alanında onun kadar etkili olmuş başka birini tanımıyorum. Bunu söylüyorum; çünkü Platonculuk olarak görünen şey çözümlendiğinde, özünde Pythagorasçılık olduğu görülür. Duyulara değil zihne açılan öncesiz-sonrasız bir dünya kavrayışı, ondan türemiştir. O olmasaydı Hristiyanlar İsa’yı Söz olarak düşünmezdi; o olmasaydı teologlar Tanrı’nın ve ölümsüzlüğün mantıksal kanıtlarını aramazdı, ama bütün bunlar onda henüz örtüktür. Nasıl alenileştiği, biz ilerledikçe ortaya çıkacak.