Seneca’dan alıntılanan “sıra yaşamı mutlu kılanın ne olduğunu açıkça görmeye geldiğinde, ışık el yordamıyla aranır” sözlerini tekrarlayabiliriz ve iki binyıl sonra şunu ekleyebiliriz: Söz konusu ışığa Seneca’nın çağdaşlarından çok daha yakınmışız gibi görünmüyor. El yordamıyla ilerlemeye devam ediyoruz. “Yaşam sanatı” dediğimiz şey denen nihayetinde budur.
“Mutlak” olan doğası gereği evrensel, bireyüstü ve bu bağlamda gayrişahsi olduğu ölçüde bu, elbette bir oksimoron ve mantıksal bir olanaksızlıktır, bu yüzden “bireysel mutlak” mantığa aykırıdır. Todorov’un belirttiği gibi, mantığın kurallarına göre, kendilerini geçersiz kılması gereken içsel bir çelişkiyle dolu olsun veya olmasınlar büyüleyici, alımlı, neşeli, hakikâten duygu ve anlam dolu bir yaşamı, beş paraetmez öteberi ve fani eğlencelerin derlemesi bir yaşamdan ayırt etmemizi sağlayan şey ( seçenin bireysel sorumluluğuyla, bireysel olarak seçilmiş ve bireysel olarak yüce değer mertebesine çıkarılmış) “bireysel mutlaklardır” kesinlikle.
Mutlak peşinde olanların karşılaşabilecekleri yaygın bütün tuzaklar, aşk peşinde olanların sıklıkla yöneldiği dolambaçlı yollara çarpıcı biçimde benzer. Yaygın olsa da yanıltıcı inanç ve beklentilerin tam aksine, tıpkı aşk gibi “Mutlak” da keşfedecisini kullanıma hazır bir şekilde beklemez. “Mutlak” olanın yaratılması ve hayat verilmesi gerekir ve bu da bir defaya mahsus bir yaratım durumunda var olabilir; günbegün, saat saat mütemadiyen yeniden yaratılması gerekir. Mutlaklar bulunmaz, yaratılır. Yalnızca yaratılma biçiminde var olurlar. Kimlik arayışındakilerin düşlediği mutlak’ın değeri ve cazibesi, farkında olsunlar ya da olmasınlar, özyaratım uğraşında bulunur.
İnsanların yaşamlarında tatmin olmaları için almaya, mahremiyetlerini korumaya ve kendilerini savunmaya olduğu kadar, vermeye, sevmeye ve paylaşmaya da ihtiyaç duydukları ortaya çıkmıştır. Anlaşılan o ki insanlık durumu olarak bilinen muğlak, çelişki dolu çıkmaza basit, dolaysız, tek hamleli çözümler bulmak mümkün değildir.