Benim günlerim haftanın günleriyle aynı değildi, ne putperest bir tanrının damgasını taşıyor ne de saatin tik taklarıyla dakikalara bölünüyorlardı. "Dün, bugün ve yarın için yalnızca tek bir kelimeleri vardır. Dünü anlatmak için arkalarını, yarını anlatmak için önlerini şimdiyi anlatmak için de tepelerini işaret ederler," denilen Puri yerlileri gibi yaşıyordum. Hemşerilerime göre bu büsbütün aylaklıktı şüphesiz, ama kuşların ve çiçeklerin değerlerine göre yargılansaydım, suçsuz bulunurdum. Bir insan fırsatı kendi içinde yaratmalıdır, bu doğru. Günün doğal hali sakindir, insanın miskinliğini ayıplamaz.
Bir insan, herhangi bir insan, bir gümüş parayı almak için yolunu bile değiştirir. İşte burada altın kelimeler var, Antikçağların en bilge adamları bunları ortaya koymuş ve bu adamların kıymeti kendilerinden sonrakiler tarafından tasdik edilmiş, ama yok, biz ancak ders fasiküllerini ve basit okuma kitaplarını okuyacak kadar ilerler, okul bittikten sonra da "Hafif Okuma" ya da çocuklar ve başlangıç seviyesindekiler için hazırlanmış hikaye kitaplarıyla yetiniriz. Dolayısıyla okumamız, konuşmamız ve düşünmemiz çok alçak bir seviyede kalır.
Çoğu insan kıymetsiz bir fayda sağlamak için okumayı öğrenmiştir, tıpkı ticarette aldatılmamak için hesap tutmayı öğrendikleri gibi. Ama soylu bir entelektüel uğraş olarak okumaktan haberleri yoktur. Okumak, yüce anlamıyla, bizi bir lüks olarak uyuşturup bu esnada da soylu duyularımızı uykuya gömen bir şey değildir, daima tetikte okumamız, bütün dikkatimizi ve uyanık geçirdiğimiz saatleri vermemiz gerekir.