Gökhan UÇAR

Gökhan UÇAR
@Defender
Kitap - Dolma Kalem - Keman - El Yazısı
Uluslararası İlişkiler
Eskişehir
208 okur puanı
Nisan 2017 tarihinde katıldı
Gün geçmiyor ki, üç-dört düşman uçağı başımız üstünde uçmasın. Bir defasında o kadar alçaktan geçtiler ki, kanatlarının altındaki mavili beyazlı rengi bile göründü. Bir başka defa, yere birtakım kâğıtlar attılar. Bu kâğıtlardan bir tanesi benim elime geçti. Diyordu ki: "Eskişehir, Kütahya'yı aldık. Yarın öbür gün buralara kadar geleceğiz. Sakın, yerinizden, yurdunuzdan olmayınız. Biz size kötülük etmeye gelmiyoruz. Halife ve Padişah bizimle beraberdir. Biz sizi Kemal'in çetelerinden kurtarmak için harbediyoruz!" Köylüler, bunu okuyunca, her birinin gözünün sevinçten parıl parıl parlamaya başladığını gördüm.
Sayfa 125
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Muhayyilemizin derinliklerinden çıkarıp aşkımızın ateşinde kaynata kaynata saf bir cevher haline koyduğumuz ve en mükemmel kadın örneğine göre şekil verdiğimiz putun, kendi istek ve iradesiyle gidip bir gorile teslim oluşu veya çamura batışı, bize iki kat elem verir. Bir yandan, içimizde bir yaradanın, öbür yandan en kıymetli malı elinden alınmış bir insanın yürek acısını duyarız.
Sayfa 115
Burada, ben, vatan delisi millet divanesi; burada, ben harp malûlü Ahmet Celâl yapayalnızım. Bunun nedeni, Türk aydını, gene sensin! Bu viran ülke ve yoksul insan kitlesi için ne yaptın? Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun. Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı, aydınlatamadın. Bir vücudu vardı, besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehâletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? Tabii ayaklarına batacak. İşte, her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun. Öfkeden yumruklarını sıkıyorsun. Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir, senin kendi eserindir.
Sayfa 110
Harp cephelerinde, saçı sakalına karışmış, nice pişkin ve sert askerler gördüm ki, felaket anında gözlerine bir ürkek çocuk bakışı geliyor ve yere düşerken, daha büluğa ermemiş bir toy oğlan sesiyle, "Vay anacığım!" diye bağırıyordu. Ben de, hâlâ yüksek sıtma nöbetleri esnasında, kolumu kesmek için kloroformla bayılttıkları vakit hep "Anne, anne!" derim. O sanki, gözlerinde derin bir endişeyle bana eğilir; elini başımın üzerinde gezdirirdi.
Sayfa 99
Ben bir maskara değilim ama, bir safderun olduğum, bir koca çocuk olduğum muhakkaktır. Bundan bir türlü kurtulamıyorum. Feleğin nice cevr, nice aldanışlar, nice hayal ve umut kırılışları beni pişirmeye yetmedi. Hâlâ, ne çocukça sevinçlerim, ne hoş hayallerim, gönlümün ne safça akışları var.
Sayfa 98