Balkan Savaşı, Osmanlı toplumunun "ruhsal ve fiziksel bütünlüğünü derinden tehdit etmiş" travmatik bir hadisedir. Fiziksel ve ruhsal bütünlüğü bozmuştur; çünkü Orhan Bey'den itibaren Osmanlılar Anadolu'dan ziyade Balkanlar'a doğru yayılmış ve aslında bir "Balkan İmparatorluğu" olarak doğup gelişmiştir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kapasite ve zamanlama siyasi karar ve eylemlerin doğru olup olmadığının en kesin belirleyicileridir. Doğru konuyu yanlış zamanda ele almak yeni bir kaybedişin hikayesini yazdırabilir.
İstanbul'da ilk minare, Bizans'ın en kutsal kilisesi olan Ayasofya'ya dikilmiştir ve "kılıç hakkı" tesis edilmiştir. Nasıl İstanbul şehrinin fethi Osmanlı tarihindeki zaferlerin en büyüğü ise Ayasofya da ganimetlerin yani "kılıç hakkı" olarak teslim alınanların en değerlisidir. "İslam hukukunda kılıç hakkı gayrimüslimlerin yaşadığı ve savaşılarak ele geçirilen topraklarda hukukun izin verdiği bazı tasarrufları kapsamaktadır ve bunların başında o beldenin en büyük ibadethanesinin camiye çevrilmesi gelir... İbadethanelerin adedi fazla olduğu takdirde en büyüğün yanı sıra birkaçı daha cami yapılabilir. Lakin o belde savaş ile değil karşı tarafın teslim olması üzerine kılıçlar kınından çıkmadan ele geçerse kılıç hakkı uygulaması yapılmaz."
Geçmişte yaşanan olaylarla gelişen kolektif travmaların güncel politik hedefler için kullanımı "hatırlama" ve "hatırlatma" eylemleriyle başlayan bir sürecin inşasını gerektirir. Bazen yüzlerce yıl geride kalan bir kaybediş, büyük gruba gelecek için kazanma motivasyonu sağlayabilir; grubun kimliğinin en önemli parçası olan "seçilmiş hedef" ihtiyacını karşılayabilir.
Kuşkusuz hiçbir grup kurban rolünü benimsemese de olayın akli temsiliyetini psikolojikleştirmeyi ve efsaneleştirmeyi tercih eder. Grubun kayıp, aşağılanma, çaresizlik, utanç gibi duygularının politikleştirilmesi ise siyasi liderin kolektif travmayı geleceğin kurgulanmasında bir araç olarak seçmesiyle başlar. Slobodan Miloseviç'in Yugoslavya'nın dağılma sürecinde Sırp halkının ulusal birliğini tahkim etmek maksadıyla Kosova Savaşı'nı bir seçilmiş travma olarak değerlendirmesi de bu kapsamda düşünülebilir. 1389 yılında gerçekleşen Kosova Savaşı'nın 600. yılı münasebetiyle yapılan etkinlikler, Miloseviç'in projesini hayata geçirmesi için önemli bir fırsata dönüşmüştür. Nitekim Sırp lider Kosova'ya odaklanarak, yüzlerce yıl sonra Prens Lazar'ın kemiklerinin mezarından çıkartılarak bütün ülkeyi dolaşmasını emretmiş, Sırpların atalarının travmatize edilmiş kendilik imgelerini içlerinde hissetmesini sağlamayı başarmıştır.