"Müvekkilim annesini gömmüş olmaktan mı yoksa adam öldürmekten mi yargılanıyor?"
Mahkemede avukatın sorduğu soruydu bu. Savcı başta olmak üzere mahkemedeki çoğu kişi öldürdüğü kişiyi unutmuştu neredeyse. Bahsettikleri tek şey annesinin ölümüne tepkisiz kalması, ertesi gününde sinemaya gitmesi ve kızla sevişmesi olmuştu. Sanki annesini o öldürmüş gibi davranıyorlardı.
Ana karakterimiz hayata karşı kayıtsız biriydi. Öylesine kayıtsızdı ki onun için olmuş ya da olmamış bir önemi yoktu. Patronu iş için başka bir şehre gidebilir mi diye sorduğunda bile aynı cevabı veriyordu : "Farketmez"
Bu boşvermişliği annesinin cenazesinde de devam etmişti. Dolayısıyla tepki vermediğini görenler onun vicdansız ve duygusuz biri olduğu izlenimine kapıldılar. Ve adam öldürdükten sonra sorgulandığı mahkemede aleyhine kullandılar.
Albert Camus felsefesini araştırdığım için bu kitabı zaten okumuş kadar olmuştum. Fakat yine de okumak güzeldi. Hepimizin hayata karşı kayıtsız olduğu dönemleri olmuştur. Umrumuzda olmaz hiçbir şey. Olmuş ya da olmamış, farketmez. Fakat bu durum hayatının tamamını kapsarsa işte o zaman başkaları tarafından duygusuz biri olarak görülebiliriz. Eh, başkalarının düşüncesi ne kadar önemli muamma...
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,2bin okunma