Deloun

Deloun
@Deloun
"Mizah anlayışı, insanın ilahi tek özelliğidir." -Arthur Schopenhauer
Software Developer
10 okur puanı
Şubat 2026 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap

Deloun

, bir kitap okudu
Puan vermedi·104 syf.·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2026 23:29
·
2026 1. kitabı
Engin Geçtan
8.6/10 · 1.535 okunma
Reklam
Bir insan gölgesine uzak ve yabancı kaldığı oranda gölgenin potansiyeli de o denli güçlenir ve personanın yapaylığı o aranda artar. Böyle bir durum insanı kendine iyice yabancılaştıracağı için bilinçli dünyasında zorlanır ve ciddi ruhsal sorunlar yaşayabilir. Buna karşılık, gölgesinde barındırdığı ve toplumun onaylamayacağı türde eğilimlerinin oldukça farkında olan biri kendisini daha bütün hissedebilir. Üstelik, toplum tarafından suç ya da günah sayıldığına inandığı duygularla yüzleşebildiği oranda, kuraldışı davranma ya da suç işleme olasılığı da azalır. Duygular yargılanamaz, kimseyi neden böyle hissediyorsun diye eleştiremeyiz, duygu eyleme dönüşüne dek.
Alıntı
Yapılan reformlar ekonomi ve teknolojiye odaklanmıştı, ama sosyal ve kültürel boyutları cılızdı. Ekonomi canlandı ve toplumda bu konuda yaşanan pek çok tıkanıklık aşıldı, ama gelir dağılımı da bozulmaya başlamıştı. İçerikten çok biçim öne geçmeye başladı, yetmişli yıllarda zaten bazı zorlanmalara maruz kalmış olan Türkçe iyice rastgele kullanılmaya başladı. Mülkiyet tutkusu hırsa dönüşerek toplumun köklü bazı değerlerinin erozyona uğramasına neden oldu, ahlak sözcüğü tedavülden çekilerek, yerine dilimizdeki anlamı yüklü olmayan etik sözcüğü kullanılmaya başladı. Keskin vizyon ürünü olarak yüceltilen açılımlar devrim sayılırdı, ama her şeyin olduğu gibi bunun da siyah bir yönü vardı. Bunları o dönemi eleştirmek adına anlatmıyorum. Ama o zaman başlayan sürecin etkileri, olumlu ve olumsuz yanlarıyla, bugün de katlanarak devam etmekte ve büyük ülke olma yönünde atılan başarılı adımların bedelleri de çeşitli şekillerde ödenmekte. (...) Bu satırları yazdığım sırada bana, bir arabanın arkasına yazılmış bir yazı aktarıldı. "Magandayım ama para bende." Bir meydan okuma örneği daha ya da yeni bir kimlik. Kültüre, sanata, estetiğe ve görgüye ilgi duyulmayan bir ülkede ekonomik güç kazanmış olmanın sınıf atlamayı da kapsayabileceğini düşünmüyorum. Kaldı ki sınıf, zaten tanımlanması zor ve soyut bir kavram
Alıntı
Depresyonun dinamiklerinde dışa vurulamayan sıkışmış kızgınlığın kişinin kendine çevrilmesi bulunur. Sıkışmış kızgınlığın temel nedeni yaşamazlıktır. İyi yaşamakta olduğuna kendini inandırmış olan biri, yaşamını biçimsel etkinliklerle dolduruyor ve ilişkisizliğini bu şekilde ödünlüyorsa, oluşan vakumun depresyon yoluyla ifade bulması kaçınılmaz oluyor. (...) Bazı insanlar sıkışan kızgınlıklarını denetleyebilmek için, bilinçdışı bir mekanizma aracılığıyla, dış dünyayla ilişkilerinde bunların tam karşıtı tutumlar geliştirirler. Bilinçli dünyalarında sevecen davranışlar sergileyip gerçekten de öyle olduklarına inanırlar. Bazen bu kırılması güç bir mekanizmadır, melek olduğuna inanmış bir insanın aslında hiç de öyle olmadığını kabullenmesinin zorluğundan ötürü. İnsan kızgınlıklarını küllemek ve kendini iyi biri olarak niteleyebilmek için kendinden bir şeyler verdikçe daha çok kızar, kızgınlığı arttıkça daha çok verir ve bu hal, katılığı giderek artan bir kısırdöngü olarak sürer gider. Giderdi demek belki daha doğru olabilir, çünkü geçmişte insanlar böylesi mekanizmalarla, kendilerine yabancı yaşama pahasına ömürlerini sonlandırırlardı.
Alıntı
Özellikle büyük kentlerde bir kısım insan, yalnız kalmamak için ilişkisizliklerin yaşandığı, birbirinin benzeri kalabalıklarda bunu gidermeye çalışıyor. Kent merkezinin bir kesim insanı beraberliklerinde bir tampon kullanma gereği duyuyor, ancak bir "program" yaparak birlikte olabiliyor. Kültürümüzde hâlâ var olan "keyif" ile gerilim boşaltmaktan öte pek işlevi olmayan "proje beraberlikler" bence birbirinden farklı şeyler. Kırsal kökenli birinin çayını yudumlamaktan aldığı haz ile insanların ne kendileriyle, ne de birbirleriyle ne yapacaklarını bildikleri bazı şehir davetleri bana her zaman farklı görünür. Keyif o anda yaşanıverir, proje eğlenceler ısmarlanır. Pek az insan bu proje türü beraberliklerde "Benim burada ne işim var?" sorusuyla yüzleşebiliyorsa da çoğu farkına varmadan, kendine yabancılaşma pahasına, performanslarının tutsağı oluyorlar. Beğenilmek, fark edilmek, kendini önemli hissetmek ya da sevgi görebilmek için sergilenen performanslardan söz ediyorum. Üstelik, bu sergilemeler sırasında bir paradoksun da yaşanmasına neden olarak. Çevrelerinin beklentisi olarak gördüğü davranışları sergilerken, bir yandan da sergiledikleri yapay kimlikleri gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Olmadığı biri gibi davranırken, o olmadığı biri olmak için ayrıca çaba göstermekten söz ediyorum.
Alıntı