Özetle, kaslarımız üzerinde, özellikle de duyu organlarının kasları ya da dilde kullanılan kaslarımız üzerinde iktidarımız tam olduğundan, kendimizi fikir çağrışımlarının esaretinden kurtarabiliriz.
İstediğimiz zaman, kendi içimizde arz durumları üretebiliriz. Çok güçlü olan çağrışımdan kurtulmak için arz durumlarını harekete geçirerek zinciri şiddetle kirabiliriz. Bilhassa dikkate değer derecede kullanışlı ve elverişli bir arz durumu vardır: hareket ve hareketler arasında, dili oluşturan hareketler. Kelimeleri yüksek sesle söyleyebiliriz, onları
okuyabiliriz, hatta dindar kişilerin cezbeye kapıldıklarında yaptıkları gibi, kendimizi kırbaçlayabilir, kırmak istediğimiz
düşünce zincirini şiddetli bir biçimde parçalayabiliriz. Zaferini sağlamak istediğimiz ve sırası geldiğinde düşüncenin
yeni bir yöne doğru çıkış noktası olacak fikri zorla dayatabiliriz.
Öngörüsüzlük, gelecekteki tehditleri aklında canlandırıp da onları hissedememek değildir de nedir!
Musibet başa geldiğinde "Ah, bilseydim!" Derler. Böyle olacağını bilirlerdi bilmesine ama irade açısından tek geçerli olan, o hassas, insana dokunan bir bilmeyle değil!
"Özgürlük ne bir hak ne de bir olgudur, o bir ödül, en yüce, mutluluğu en bereketli ödüldür: bir kır manzarası için güneş neyse, özgürlük de hayattaki tüm olaylarda odur. Ve onu elde edemeyenler, hayatın bütün derin ve kalıcı sevinçlerden mahrum kalacaktır. "