Tiksintinin, bizi dünyadan fizyolojik olarak ayıran o hissin yaklaşması, içgüdülerimizin sağlamlığının ya da bağlandığımız șeylerin dayanıklılığının ne kadar tahrip
edilmeye açık olduklarını ortaya çıkarır.
"Uzak ilkbaharlar düşledim; sadece dalgaları köpüğünü ve doğumumun unutulușunu aydınlatan bir güneş, toprağa ve her tarafta
sadece başka yerde olma arzusu duyma derdine düşman olan bir güneș düşledim. Yeryüzündeki yazgımıza bizi kim çarptırmıştır? Bizi bu somurtkan maddeye zincirleyen kimdir?
Gece vakti rüyalar art arda geldiği sırada saçıp savurduğumuz enerjiyi muhafaza edebilseydik,zihnin derinliği ve inceliği kuşku
götürmez boyutlara ulaşırdı.
insan öldürme eğilimlerini kendilerine itiraf etme cüreti olmayanlar da cinayetlerini rüyalarında işlerler, kâbuslarını cesetlerle doldururlar. Mutlak bir mahkeme önünde,bir tek melekler beraat ederdi.Zira başka bir varlığın ölümünü -en azından bilinçsizce -dilememiş bir varlık hiç olmamıştır. Her birimiz ardımızda bir dost ve düşmanlar mezarlığı sürükleriz; bu mezarlığın yüreğin uçurumlarına atlmış veya arzuların yüzeyine yansıtılmış olması da pek mühim değildir.