922 yılında İbn Fadlân’ın Oğuzlarda gördüğü defin merasimi 8. yüzyılda Moğolistan’daki Türklerin defin merasimi ile aynı idi. Müteveffanın mezarına hayattayken öldürdüğü adamlar sayısınca heykeller konulur ve bunların öbür dünyada müteveffaya hizmet edeceğine inanırlardı. Hastaya yaklaşmazlardı.Zengin hasta için çadır kurarlar, iyileşinceye veya ölünceye kadar o çadırda yatmaya mecburdu. Yoksul veya köle olan hastayı bozkıra bırakıp giderlerdi. Ölüleri (galiba zenginleri olmalı) elbise ve silahlarıyla beraber meskene benzeyen derin mezara oturturlar, yanına da mülkünden bazı şeyler koyarlardı. Çukuru gömdükten sonra üzerine kilden kümbet yaparlardı. Ölünün hatırasına 100-200 kadar hayvan keserler, bu hayvanların derisi, kafataslarını ve kuyruklarını ağaçlara asarlardı. Ölünün bu hayvanlarla o dünyaya gideceğine inanırlardı
Nitekim 1211. yılında Cengiz Hankendi isteğiyle tabi olan Karluk hanı Arslan Han’a “Arslan Sartaktay” (yani Tacik) ismiyle hitap edilmesini emretmiştir.