Buraya kadar gördüklerimizden iki önemli tespit yapabiliyoruz. Bunların ilki, daha Akaretler Kongresi sırasında bile TKP içinde işçiler ve aydınlar arasında keskinliğini tam olarak saptayamadığımız bir gerginlik olduğudur. Ancak işçi üyelerin hoşnutsuzluğuna sebep olan kişilerin eleştiri oklarına daha çok Şefik Hüsnü ve Sadrettin Celâl gibi, neredeyse tüm etkinliklerini Komintern’le ilişkiler ve yayın alanlarına özgü olanların hedef olduğunu, Aydemir gibi işçilere yönelik ve işçiler arasında çalışan, dolayısıyla Parti içerisindeki konumu ve işlevleri işçi-aydın çerçevesinde açıklanamayacak birinin bu eleştirilerin dışında kaldığını varsayabiliriz. Bu kanımızda yanılmıyor olmamız durumunda Aydemir’e haksızlık edildiğini kabul etmemiz gerekir. Aydemir örneğinden yola çıkarak yapabildiğimiz ve kanımızca daha önemli olan ikinci tespit ise, Parti üyelerini “işçiler ve aydınlar” biçiminde kesin bir çizgiyle iki gruba bölmenin çok indirgemeci bir bakış açısının dışavurumu olduğudur. Nitekim Aydemir, fakir bir bahçıvanın oğlu olması ve öğretmen okulunda okurken yaz tatillerinde Doğu Trakya köylerinde harman makinasi muavinliği, âşar yazıcılığı ve köy kâtipliği yapmış olması gibi veriler de göz önüne alındığında, Antonio Gramsci’nin “organik entelektüel” tam karşılık geliyordu, ama TKP’deki rolü daha sonrasının koşulları altında, anakronik olarak değerlendirildi.