Denizkizi

Denizkizi
@Deniskizi
Puan vermedi·168 syf.··
Beğendi
·
2025 34. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 12 Kasım 2025 22:40
Gwangju katliamının psikolojik etkisi ve travma kavramını inceleyen oldukça zorlu bir yapıt.Gwangju isyanını bir tarih kitabı gibi degil de olayı yaşamış insanların iç dünyalarına odaklanarak, şiddetin insan ruhunu nasıl parçaladığını anlatmış yazar. Her bölümde farklı bir karakterin bakış açısından yararlanarak gösteriyor travmanın sarsıcılığını. Dong-ho (Çocuk). Ana karakter. Yok ama aslında hep var roman boyunca. Sıkıyönetim döneminde cesetlerle ilgilenen gönüllü bir öğrenci o, aniden kaybolan arkadaşını aramasıyla başlıyor gönüllü görevi ancak sonu öldürülmek oluyor. Sonunda hem masumiyetin hem de isyanda yitirilen gençlerin/çocukların simgesi oluyor çocuk. İlk bölümlerden itibaren okuyucuya Dong-ho'nun iç sesi eşlik ediyor; ilk ağızdan ögreniyoruz olanları bu sayede, biraz da içselleştiriyoruz. Yazarın amacı tam da bu belki de. İkincil ve üçüncül şahıslar da devreye giriyor sonra. Kimi zaman kafa bulandırsa da bu durum, karakterler de birbiriyle konuşabiliyor sanki bu yolla. Conğde(Kara Çocuk). Kahramanımızı olayların merkezine iten arkadaşı Conğde ve ablası Conğmi'nin kaybolması oluyor. Onların cesetlerini bulmakla yükümlü hissediyor kendini. Görmüş çünkü, oradaymış "devlet" arkadaşını öldürürken. Bilip görüp de susmanın olacaklara engel olamamanın utancıyla, vicdanının sesini dinleyerek atılıyor maceraya. Başka bir boyutta bulabiliyor aradığını ancak. Kitabın en tüyler ürpertici bölümü buydu, bedenini arayan bir ruhun gözlerinden gördük dehşeti... İnsuk (Editör).Ayaklanma sırasında ve sonrasında tutuklanıp işkence gören bir yayıncı. Sansür, vicdan azabı ve şiddetin iletişim, haberleşme ve insan hayatı/özgürlüğü üzerindeki etkisini gözler önüne seriyor bu bölüm. Hayatta kalmanın utancını ve olaylara tanıklık etmenin ağır yükünü taşıyor İnsuk da, yedi
Duygu ve Düşünce
Çocuk GeliyorHan Kang · April Yayıncılık · 20242,122 okunma
Reklam
Puan vermedi·208 syf.··
Beğendi
·
2025 31. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Kasım 2025 14:22
Acı nasıl olur da bu kadar evrensel olabilir? Baba imgesi her kültürde neden her daim yokluğuyla var olur? Bahsi geçen ülke Bulgaristan olduğu için, yakın olduğumuz için mi bu kadar benziyor her şey- sevgimizi gösteremeyişimiz bile- yoksa insan her yerde mi insan? Bu sorularla geçti okuma deneyimim.Cevabı bilmiyorum ama göz yaşlarımızın tadı aynı, anladım bir kez daha. Yazarın dili su gibi, konu ise beton misali ağır. Boğazı düğümlenince eğlenceli birkaç anıya sarılıp onları anlatmaya başlıyor ya hemen, teselli ediyor hem bizi hem de kendini, kalbimizin en çok kırıldığı anlarda gülümsetiyor hiçbir şey olmamış gibi. Kalbimi bıraktım oralara. Ülkenin politik ve ekonomik durumunun ailedeki yansımaları, babasının mücadelelerle geçen çocukluk ve gençlik yılları, sonra hastalığı, ilerleme süreci, ölümü, cenazesi... Yazarın kayıplara, yasla başetmeye ilişkin düşünceleri, özlemi, itirafları, iyi'kileri ve keşke'leri nasıl da işlenmis her bir bölüme. Edebi eserlere yaptığı göndermeler de can evimden vurdu beni, babasının son kez görmek istediği şeyler arttıkça küçülen tılsımlı derisi- yani hayatı, Odysseus un çoban köpeği misali babasına bağlı, sadık köpek Cako ve daha niceleri... Bir nevi iç dökme bu kitap. Sonrası kapanış ve vedalaşma. Sonsuza kadar. Yazar gibi ben de bilmiyorum, bundan sonra ne yapılır... Tek bildiğim aynı sonun hepimizi beklediği, bahçıvanın da dediği gibi "korkacak bir şey yok" belki de.
Duygu ve Düşünce
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,4bin okunma
Puan vermedi·360 syf.··
Beğendi
·
2025 30. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Kasım 2025 21:23
Gerçekliği büküp istedikleri şekilde uyarlayabilenlerin romanı bu. Hakikatin hamur misali yoğrulup şekilden şekile girdiği, anlatanın aslında olaylara yön veren yegane kişi olduğu bir dünyada güven duygusunun, birilerine güvenmeninin kırılgan yapısını gözler önüne seriyor yazar. Ve romanına verdiği ismin hakkını da veriyor. Amerikan borsa piyasasının duayeni kabul edilen Andrew Bevel'in "başarılı" iş hayatı ve eşi Mildred ile olan evliliği üzerine kurgulanmış tüm hikaye. Kitabı oluşturan dört ayrı bölümde( bir roman, bir otobiyografi, bir anı ve bir günlük) dört farklı yansımasını görüyoruz gerçeğin. İsimler ya da anlatının türü değil değişen tek şey, hikayenin mihenk taşları da yerinden oynuyor bölümler ilerledikçe. Gerçeğe yaklaştım sanırken elinizden kaçırıyor, kime inanacağınızı şaşırıyorsunuz. Hoş bir okuma deneyiminin sizi beklediğini söyleyebilirim bu anlamda. Kitaptaki kadın karakterlere kalbimi bıraktım. Ida ve Mildred... "Sahici" liklerine, keskin hatlarla çizilmeyişlerine vuruldum sanırım en çok. Ne sadece evliliklerine ve ailelerine bağlı geleneksel eski zaman kadınları olarak ne de aşırı uçlarda yaşayan karakterler(çok zeki, çok parlak, koyu feminist,...)olarak resmedilmemişler. Yazarın onları konumlandırış tarzını, yarattığı dengeyi ayrıca sevdim. Beni yoran tek şey borsaya dair detaylar oldu. Kitabın ana teması olduğundan bahsedilmesi kaçınılmazdı tabi ama benim ilgimi çekmediğinden olsa gerek asıl konudan kopmamak adına hızlıca okuyup geçme gereği duydum bir iki yerde.
GüvenHernan Diaz · İthaki Yayınları · 2025370 okunma
6/10
·504 syf.··
2025 27. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Ekim 2025 17:40
Rahat okunan, insanı yormayan ancak sıradan bir polisiye eser olmanın ötesine geçemeyecek bir kitaptı benim için. Evet, makul ve tahmin edilebilir bir kurgusu, otoriteye, adalete ve toplumsal sistemin genel işleyişine yönelik yerinde tespitleri, çoğunlukla akıcı bir dili var ama edebi kaygılardan çok televizyon dizisi olsun diye yazılmış bir eserdi sanki--ki Netflix bu işe el atmış bile. Kitaba dair en hoş ayrıntı "göz" metaforuydu. Gerçekleri görmek ile görmezden gelmenin dahası hasır altı etmenin yarattığı ikilemler ve gerilimler üzerine örülmüştü hikaye. Gördüklerini başkaları üzerinde otorite/güç kurmak adına kullananlara, öteki'nin göz'ünü hep üzerinde hissedenlere, gerçekleri gördüğü halde susanlara ve gözleri yürekleriyle perdelenenlere musallat olmuş derin karanlığın aydınlığa kavuşma süreciydi okuduklarımız. Nihayetinde büyü bozuldu, gerçekleri gördük biz okuyucular da herkes gibi..
Duygu ve Düşünce
Sonra Gözler GörürHikmet Hükümenoğlu · Can Yayınları · 20241,315 okunma
Puan vermedi·328 syf.··
Beğendi
·
2025 20. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 11 Ekim 2025 21:15
Otuz yıl önce, metinlerine sadık kalmış diğer aile üyelerinin aksine kaderine razı olmayıp hem evliliğini hem de avukatlık eğitimini yarıda bırakır Johanna. Hep hayalini kurduğu güzel sanatlar alanına yönelmesini sağlayan adama, Mark'a aşık olmuştur çünkü, yine onun desteğiyle hapsolduğunu düşündüğü fanustan çıkar, büyük denizlere açılır, uzaklara giderler birlikte. Cesaret gerektiren bu seçim aile ilişkilerini zedeler, dışlanmasına sebep olur zira ailesi bu ihaneti hiç unutamaz. Üzerine katılamadığı bir cenaze(baba) ve aile ilişkilerine nahoş bir gönderme olarak yorumlanan sergilenmiş iki tablo da eklenince ilişkiler iyiden iyiye gerilir. Görüşmez olurlar artık. Yıllar sonra doğduğu topraklara başarılı bir ressam olarak geri dönen Johanna, bir gece vakti yıllardır görüşmediği annesini arar, ancak cevap alamaz. Cevapsız kalan bu çağrı hayat boyu üstünü örtmeye çalıştığı tüm sorunları açığa çıkarır; annesiyle hesaplaşmak, taşıyamadığı boynuzlar olarak adlandırdığı çocukluk travmalarıyla yüzleşmek, onlardan kurtulmak ister kahramanımız. Annesiyle yapacağı tek bir konuşma onu hem kendisi hem annesi hem de kız kardeşiyle barıştıracak, varlığı anlam kazanacaktır bir nevi. Af dilemek ya da dilenmek değil uzlaşmak, anlamak nihayetinde huzur bulmaktır amacı. Geç kalmış bir veda belki de. Elbette ki arayan bulacaktır, ancak aradığını değil her zaman. Bu kitap anneye, annelik kavramına, büyüme ve büyütme sancılarına yönelik bir ağıt niteliğinde adeta. Bir evladın annesine yazdığı birer mektup sanki her bölüm. Kahramanımızın kendini anlatma, kabul ettirme çabasının her evresine tanık oluyoruz roman boyunca. Kimi zaman acıyor kimi zaman öfkeleniyoruz hikayenin başrol oyuncularına, umursamayıp boşverecek oluyoruz önce, sonra canhıraş koştururken buluyoruz kendimizi
Duygu ve Düşünce
Annem Öldü müVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20251,799 okunma
Reklam