Deniz

Deniz
@DenizVeeKitap
“senin almaya cesaret edemediğin riskleri alanlar, yaşamak istediğin hayatı yaşarlar.” Sokrates
Duygu ve düşüncelerimizle kendimizi hayatın akışına bırakarak kendimizi "bulabiliriz" ancak. Bu, kendini kaderin rüzgarına ya da kısmetin eline bırakmak demek değildir. Asla. Yola çıkmadan önce ihtiyar denizcilerle konuşur, rüzgarlara kulak verip onları tanır, yelkenle tekneyi hazırlarız. Sonra da engin deniz. Ama o zaman bile başka düşlere, değişikliklere ve koşullara açık tutarız rotamızı.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Çok amaçlı 20. yüzyıl insanında dürtü var, ama derinlik ve yoğunluk yok. Şunu satın almak, bunu gerçekleştirmek, yeni bir deneyden geçmek gibi hedeflerimiz var. Hedef ve amaçlarımız yüzünden, hayatı yaşamak yerine onu tüketiyoruz. Hayatla yekvücut değiliz artık.
Oysa, değişiklik tohumunu, bambaşka bir şey yapma potansiyelini içimizde sürekli taşırız. Irmağı geçerken bile at değiştirebilmeliyiz pekala; düzen böyle yapılmaz diyor diye bundan çekinmemeliyiz. Daima bu olasılığa açık tutmalıyız kendimizi; böyle bir olasılığın varlığına karşı uyanık olmalıyız.
Sayfa 177
Özgürlük, son tahlilde, korku ile birlikte yaşama yeteneği, korkuyu göğüsleme, korkuyla yüz yüze gelme cesaretidir. Bize korkudan arınmış bir toplum ve yaşam güvencesi verenler, özgürlüğümüzü de elimizden almaktadırlar. Korkudan arınma karşılığında özgürlüğümüzü sunduklarımız, yeni birer baskı kaynağı haline gelirler.
Ölümü unutma sürecinde hareket serbestimizi yitiriyoruz. Hep yaşayacakmılız gibi yaşayarak miskinleşiyor, yaşama aktif biçimde katılmayı beceremiyoruz. Eyleme geçmeyi, hareket etmeyi, keşfetmeyi, soru sormayı ve bulmayı beceremiyoruz. Cesur olmayı beceremiyoruz. Ölümü unutmakla, kendi yarattığımız standartlaştırılmış tekdüze bir varoluş biçiminin parçası oluyoruz.