Her küçükle uğraşan artık tavuk gibi eşelenen bir varlık olur, kendini önemsemesi de artar, bir müddet sonra şeytan
da onu umursamayıp zaten kendinden başını kaldıramayacağına ikna olduktan sonra alil ve malulen emekli olmuş görüp bırakır.
Bunun üstüne kendi de, etrafı da, bütün ahali de bu tavuğa evliya demeye başlarlar. İşte evliyalığın aslı budur. Vehimler
ve onları tek tek toplayacağım diyen bir tavuk başı ile evliya tacı birbirine eştir," diye anlattığı hatrına geldi. Bahçedeki tavuklara farklı farklı isimlerle, "Bilmem ne efendi, nasılsınız?" deyişi, tavukların da gene başlarını kaldıramayışı gözünün önüne
geldi. Ağzı gülmekle ağlamak arası çarpıldı.
Baba'nın, "Şeytan, içinde
ki itham eden, durmadan suçlayan benliktir. Bu lncil'de de yazar ama kimse tefsir etmez. Çünkü kendini durmadan suçlayan
insan çok güç kaybeder, bu da kaybetmeyenlerin işine gelir.
En
büyüğe aldırmayanlar başkaları en küçükle perişan ve suçlu olsun isterler, bunu incelik kılıfından, dervişlik kabından sunar,
içirirler.
Odasında yarı uyur yarı uyanık, kendi hakkında düşünür, düşünceyi ve yakaladığını göz açıp kapayıncaya kadar
kaybederken, üzülür, üzüntüyü de gene basit bir şey ile değiştirip kaybederken, hatıralar batıp yerleri çabucak solarken
dini savunur ve kim bilir kimi kendi olarak hayal ederken sabah olur gibi oldu.