Beklediğimiz şey olduğunda, bundan ne gibi bir keyif alınabilir?
Olan şey, daha önceden bize söyleruniş, istenen ve beklenen
bir şeyse bundan ne zevk alınır ki? Sipariş vermenin ne
zevki olabilir? Peki bu şey ya olmazsa (ki genellikle olmaz) o
zaman şansa ve kadere sövmek, kendimize sövmek, onu bunu
şunu suçlamak, "anam beni hiç doğurmasaydı keşke" dernek,
Tanrı'dan yardım dilemek, şunu dilemek, bunu istemek, onu
arzulamak filan falan niye? İstenen şey olmadığında, o 'an' beklendiği
gibi çıkmadığında, hayal kırıklığı niye? Hiçbir şey olmadığı
anlamına gelmez ki bu.
Bir sonraki 'an'ı beklemeyin. Bir sonraki 'an' diye bir şey
yok. Sonra diye bir şey yok. Akış sürer gider. Her bir 'an'la birlikte
olun. Her 'an'la birlikte yaşayın.
Hiçbir 'an', olması gerektiği gibi değildir. Hiçbir 'an', olmuş
olabileceği gibi değildir. Hiçbir 'an', olmuş olması gerektiği gibi
değildir. 'An'ları düzenleyemeyiz. Zamanı düzenleyemeyiz. Yaşamları
düzenleyemeyiz. Ne kendi yaşamımızı ne de başkalarınınkini.
An'lar yoktur. Zaman var (mı) dır? Sonsuza dek akıp giden
yaşam vardır. Yaşam sürüp gider ... gider ... gider. Yaşam sürer.
Biz de sürüp gideriz. Bir şeyler her zaman sürüp gitmiştir ve bir
şeyler daima sürüp gidecektir.
An'lar, zaman içinde
geri götürür bizi. İçinde bulunduğumuz 'an'ı dondurarak geçmişe
kaçarız. O 'an'ı, şimdiyi dondurarak, geçmişin bir parçası
haline geliriz. Zamanla birlikte akıp gidin, durmadan gidin.
Yaşama karşı saygısızlığımız, görüntüler karşısındaki
vurdumduymazlığımız, yönetenlerin algılama yetilerimiz
üzerindeki totaliter gücünü büsbütün arttırıyor.
Öyle bir noktaya geldik ki öz ne olursa
olsun, görünüş hep aynı. Görünüşün,
özden daha büyük, daha önemli olduğu bir noktaya vardık. Öz
eğer hala varsa, insanın zihninde kaldı ancak.