Geri kalan ömrünün kaçıncı
gününde olduğunu düşündü, telafisi olmayan, yaşayamadığı
ne varsa hepsini özledi. Bir söğüt ağacına yaslandı, iki dizini elleriyle kendine çekti. Tütüne meyletti. Kendi kendine
konuştu.
"Ya büyük bir dalgınlıksa hayat . . . "
İç konuşmlarımızı sürekli takip etmeye çalışmalıyız.Bu özgüvenin geliştrişmesi ile ilgili temeli oluşturmaktadır.
Çevre , başkaları, ve dış koşullar her zaman önemlidir, ancak iç konuşmalarını denetleyemeyen birey , dış koşullar ne olursa olsun, sağlıklı bir özgüven yapısına ulaşamayacaktır.
Evlenecek gençlere daima sakin olmayı , iyice düşünmeden karar vermemeyi tavsiye ederler. Seneler geçip de o sükunet geldikten sonra o evlilikten lüzumsuz , o evlilikten tatsız bir şey görmem.
İnsan kendini bilmeye, etrafını saran boşluğu fark ettiği an başlar.
Adını koyamadığı bu boşluğa tırnaklarını geçirir.
Onu eksiltemediğini, yok edemediğini anlayınca direnmekten vazgeçer ve çevresini eşyalarla, türlü uğraşlarla, ilimle,
sanatla doldurmaya çabalar. Bir süre sonra anlar ki bunca
şeye rağmen başını döndüren boşluk aslında dışında değil, içindedir.
Üstelik onu doldurmak için koyduğu her nesne boşluğu küçülteceğine, genişletmiştir. Ateşe atılan odungibi. . .
O günden sonra ne eşya, ne para, ne başka bir şey.
O boşluğa inanır ve içine sığacak birini arar. O insanı bulunca,
ya da bulduğunu sanınca da boşluk, dev bir denize dönüşüp
Arayanı dibine çeker."