İhsan Oktay Anar sabık romanlarındaki üslubu koruyarak, belki tekrar ederek, bu sefer daha rafine, belki daha az hacimli demeliyim, bir eser yazmış. Aslında Yedinci Gün de sözünü tükettiğinin sinyallerini verip yazarlığa devam etmeyeceğini açıklamıştı. Tiamat bunun üzerine heyecanlandırıcı bir sürpriz oldu. Yorumların tezatlığı, başka bir deyişle aşırı beğeni ile hiç beğenmeme arasında gidip gelmesi sanırım nesnel ya da gerçek dışı beklentilerden kaynaklanıyor. Terimler eseri anlamayı zorlaştırıyor ve atmosferin içine girmek için en az elli sayfa okumak gerekiyor, eser katman katman açılıyor. Anlaşılmasının güçlüğü hazmı da zorlaştırıyor. Tipik bir İOA kurmaca evrenindeyiz, karakterler oldukça tanıdık, yazarın üslubuna aşina olanların zorlanacak tek şey denizcilik terimleri. Ancak biraz sabırlı olursanız buna da hakim oluyorsunuz. Amat'la metaforik bir benzerlik söz konusu. Kadim felsefi sorularını metne yine ustalıkla yedirmiş. İpucu vermekten kaçındığım için olay örgüsü ve karakterler üzerine yazmayı sonraya bırakacağım. Kitap piyasaya yeni çıktığından ve hak ettiği ilgili zamanla göreceğinden, tıpkı Puslu Kıtalr Atlası'ndaki gibi, o yüzden yeterince okunduğuna kani olduğumda detaylı ve uzun bir inceleme yazmaya çalışacağım. Çabucak sıkılanlar için tavsiyem sabır.