Dayanılması zor.
Anlatılması zor.
Yaşarken daha da zorlanıyorum.
Kendimi kaybediyorum.
Damarlarımdan sinsice sızan beni her geçen gün yorgun düşüren birikmiş o kan gölüne bakıyorum.
Sızıntı büyüyor.Yakında taşacak sığmayacak hiçbir yere.
Siz sızıntıyı durdur o zaman.
Ne duruyorsun? diyorsunuzdur şimdi.
Öyle değil. Bu sızıntının durma imkanı yok.
Ve ben, kan kaybettiğimi görerek her Allahın günü yaşamaya devam etmek zorundayım.
Herkes gibi.
Normal gibi, normalmişim gibi.
Bir gün kan kaybından ölmezsem bile o kan gölünün içinde boğulup öleceğim.
Nereye gidersem gideyim her yer beni kana boğacak.
Oysa ki ben kırmızı bile sevmem.
Mavi severim ben.
Gökyüzünü, denizi, yıldızları severim.
Ama kırmızıyı sevmem.
Sevmem anlıyor musunuz?
Her insan eşit olmuyor.
İşte bak ben burda kıpkırmızı kanın içinde uzanıyorum.
Bir başkası papatyaların üstünde uzanmış o benim çok sevdiğim maviliklere; gökyüzüne denize, yıldızlara bakıyor.
Oysa ki ben papatyaları cok severim.
Ben olsam ezmem.Üstlerine bile uzanmam.
Oysa beni tanısalar.
Ah beni tanısanız papatyalar!
Ama sizler beni,
bende sizleri tanıyamayacağım.