Ama belli bir aşamadan sonra insanın bu çırpınmadan kurtulması ve olgunlaşabilmesi için, "Nasıl görünüyorum?" sorusunu bırakması gerekiyordu. Bu noktada insan artık yarışta değil jüride olmalıydı, altın değil sarraf kimliğine bürünmeliydi, değerlendirilen değil değerlendiren konumuna geçmeliydi. Olgunlaşma bu demekti.
İnsanlar yaşlanıyordu, bunun ayrıcalığı yoktu ama yaşlanan insanların bir kısmı olgunlaşmış olarak, bir kısmı ise olgunlaşmadan ölüyordu. Bunun püf noktası ise bir insanın "Nasıl görünüyorum?" sorusundan, "Nasıl görüyorum?" aşamasına geçmesiydi.
Dünyanın bütün tasavvur edilebilecek felaketlerini gözümün önünden geçirdim: Hepsi için bir ilaç, bir çare ümit edilebilirdi. Fakat ya bu çirkin çehre ile seversem halim ne olurdu?
... Mesela insan ağrıyan bir dişini söküp atıyor... Fakat benimki gibi insanlığın en derin, en karanlık yerlerinden gelen kaynağı belirsiz ağrılar için ne yapmalı?
Senelerden beri toprak olmuş bir ölüye niçin bu mektupları yazdığımı belki biraz anladın Necdet! Çünkü sağ olsaydın, beni daha fazla anlamana imkan olmayacaktı.