Kitabın üçüncü bölümü fakat benim en çok sevdiğim bölümden incelememi başlatmak istedim. İlk iki bölüm özgürlük ve ölüm ile ilgili, üçüncü bölüm ise yalıtım.
Kendim de halihazırda Erikson'un yakınlığa karşı yalıtılmışlık evresinde bulunan bir birey olduğum için hayli etkilendiğim cümlelerle karşılaştım. Öncelikle varoluşsal yalıtım insanın kendisi ve başka biri arasındaki kapatılamayan uçurumdan bahseder ve bu terim dünyadan ayrılma şeklinde de özetlenir ama bu tabirlerin hepsi varoluşsal yalıtımı tanımlamak için yetersizdir İrvin Yalom'a göre. Çünkü bireyler sık sık başkalarından ve kendi parçalarından dahi soyutlanırlar. Yazar bu varoluşsal yalıtım farkındalığını daha iyi tanımlayabilmek için Thomas Wolfe'un henüz bebeklik çağlarında olan karakterinden bir alıntı ile bizleri selamlar:
''anlaşılmaz bir yalnızlık ve üzüntü içini kapladı: hayatını ağaçlar arasındaki dar koridordan görüyordu ve hep üzgün olanın kendisi olacağını biliyordu. küçük kafatasının yuvarlaklığına kapatılmış ve çarpmakta olan en gizli kalbinin içine hapsedilmiş hayatı hep yalnız geçitlerden geçmeliydi. insanların birbirlerine sonsuza dek yabancı kalacaklarını, kimsenin kimseyi gerçekten tanıyamayacağını, annemizin karanlık rahmine hapsolarak hayata onun yüzünü görmeden geldiğimizi, onun koluna bir yabancı olarak verildiğimizi ve kaçılamaz varoluş hapishanesinde sıkışıp kaldığımızı, hangi kol bizi tutarsa tutsun, hangi dudaklar bizi öperse öpsün, hangi kalp bizi ısıtırsa ısıtsın asla kaçamayacağımızı biliyordu''
Başkalarının gözünde var olmak başlığının altında insanların var olduklarını hissedebilmek için, başkaları tarafından görülmeye ihtiyaç duyduğu söylenir. hatta kimi insanlar yalnızken var olmadığını bile düşünür. bazı insanlar öldükten çok çok sonra bile uzun süreler hatırlanmak için