Kendinin farkına varmak, kendini savunmaktır ve çoğu zaman bu boşunadır. Ancak insan bütün bunları fark ettiğinde zaten artık herşey için geç olmuş demektir.
-Stefan Zweig
Bir çiçeği koparmadan koklamayı bilmiyorsunuz bayım.
Bir kadınla sevişmeden sevmeyi,
Dövüşmeden barışmayı.
Siz insan olmayı hiç denemediniz bayım?
Ne güneşin küfür yemediği kaldı sizden ne yağmurun.
Çamurun içinden çıktık diyorsunuz ya hani, Siz o çamuru bile kirlettiniz bayım.
Sanıyorsunuz ki dünya sizin etrafınızda dönüyor, Ama sadece sanıyorsunuz bayım.
Yaşıyorsunuz ama yaşattığınız kaç umut kaldı elinizde. Dilinizde hep aynı pelesenk olmuş kelimeler.
Kaç kitap okudunuz bayım?
Kaç güzel cümle çıkar ağzınızdan?
Kaç defa anlamaya çalıştınız kendinizi?
Yüzünüzü mosmor eden koca bir yalnızlığınız var,
Ama göremiyorsunuz.
Burnunuzun ucundayken doğru olan,
Biz aslında her şeyi biliyorduk.
Tıpkı göç yolları asırlardır ezberinde olan kuş gibi,
toprağın altından çıkacağı zamanı genlerinde kavrayan böcek,
ağacın dallarına tam zamanında yürüyen su gibi,
ekini hangi mevsimde yeşerteceğini,
hangi mevsimde sarartacağını bilen toprak gibi,
açacağı gün gibi solacağı günü de şaşmayan çiçek gibi...
insan da eskiden kendi zamanına hâkimdi.
Bizi bizden uzaklaştıran...
unutulmuş bir geçmiş...
silinmiş bir hatıra...
parçalanmış bir benlik...
lanetlenmiş bir tarih...
Elleriyle öldürdüğü ikizini kucağında taşıyan bir deli gibiyiz.
Ne yazık ki, o cesedi hiçbir zaman gömemeyeceğiz.