Balamir

Balamir
@Der_saadet
... Yakın zamanlara gelinceye kadar hemen her Müslüman esnafın dükkanında: Her seherde besmele ile açılır dükkânımız Hazret-i . . .dir pîrimiz üstâdımız. (*) Tarzında bir levha halinde dükkânda bir ihtiram mevkii işgal ettiği görülmekte idi. Yine hatırlardadır ki faraza bir dükkânın alım satımında bir adamın bir sanata intisabında veya bir dükkâna sahip olduğunda kullanılan (peştemallık) tâbiri de bu cümledendir. ... İşte "Pîr", "Usta"; ile "Kalfa çıkarmak" ve "Peştemallık" gibi tâbirler ianesiyle bugünkü esnaf teşkilâtının mazisi hakkında oldukça mühim malûmat elde etmek mümkündür. Esnaf teşkilâtından bahseden eserlere bakılacak olursa onlarda bir şed bağlamak (şed = bir nevi yün kuşak) tâbirine tesadüf olunur. Bir de yine bu eserlerde "İptida falan sanatı falan peygamber veyahud eshap veya veli işlemiştir. Ondan falan öğrenmiştir . . . esnafın pîri . . . dir. Bunun kemerini . . . bağlamıştır" gibi sözlere de rast gelinmektedir. Enbiyay-i İzamın hemen hepsinin birer sanat ve ticaretle iştigal ederek o suretle geçindikleri malumdur. Eski kitaplarda bunlardan mufassalan bahsedilmekte ve ezcümle mesnevi şarihi Sarı Abdullah Efendi (Zemeratilfevad) da hayli izahat vermektedir. Bu mahazlara göre: Adem Aleyhisselâm = Ekinci Şit Aleyhisselâm = Hallaç İdris Aleyhisselâm = Terzi ve yazıcı Nuh Aleyhisselâm = Tüccar ve gemici Hud Aleyhisselâm = Tüccar Salih Aleyhisselâm = Deveci İbrahim Aleyhisselâm = Sütçü ve tüccar İsmail Aleyhisselâm = Avcı İshak Aleyhisselâm = Çoban Yusuf Aleyhisselâm = Saatçi Musâ Aleyhisselâm = Çoban Zülküflü Aleyhisselâm = Ekmekçi Lût Aleyhisselâm = Müverrih Üzeyir Aleyhisselâm = Bağcı İlyas Aleyhisselâm = Çulhacı Davut Aleyhisselâm = Zırhcı, demirci
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Hariçte zabıtayı alâkadar edecek bir taşkınlık ve haşarılık eden bir esnaf Lonca'nın tayin edeceği bir ceza ile ve Lonca dahilinde cezalandırılır ve mahkûm olan hırsız ve katillerin bulunduğu hapishanelere gönderilmezdi. Sebebi ise sanat erbabının şeref ve haysiyetine halel getirilmemesi ve ahlâkının bozulmamasına verilen dikkatti.
Sayfa 39
Tanpınar'ın Kaleminden Beyaz Ruslar
... Bununla beraber bu Beyoğlu çıkışlarımızda daha ziyade yeni açılan Rus lokantaları bizi çekerdi. Nedense bu beyaz Rus muhacirlerinin İstanbul hayatındaki tesirinden hiç bahsedilmedi. Halbuki Tanzimat'ın başında Fransız ve bilhassa İtalyan tesiri ne ise - Fransız tesiri Büyük İhtilâlin neticesi olan akında başlar - bu beyaz Rusların tesiri de odur. Kadın kıyafetinden, lokanta ve bardan plâjlara kadar birçok modayı onlar getirdiler. Bu Rus muhacirleri Beyoğlu'nu iyice zaptettikten sonra yavaş yavaş İstanbul semtine ve bizim çıktığımız kahvelere kadar yayıldı. Kürklü, çizmeli, saçları çok düz taranmış, hafif tombul yanaklı, beyaz yüzleri bol düzgünlü, bol mücevherli, bir yığın kontes ve prenses, parasını güçlükle ödediğimiz kahve ve çaylarımızı, lokantalarda rakı ve yemeklerimizi getirmeğe, vestiyerlerde yırtık ve eski pardesü ve paltolarımızı göğsüne kadar sakallı sabık generaller veya miralaylar tutmağa başladılar. Çar yaveri, eski miralay veya asilzade delikanlılar karşımızda çevik Kafkas oyunları oynadılar. Hiç bir zaman İstanbul bu kadar bahtsız, sınıflar muvazenesini alt üst edecek derecede paralı ve eğlenceli olmamıştı. Hemen her köşeden Balalayka sesleri geliyordu. 1920'den sonra Fransız ve Avrupa tiyatro ve balelerinde başka bir mevsim denecek kadar değişikliğe sebep olan Çar'ın bale takımı kısa bir zaman için İstanbul'da idi ve parası olan İstanbullu devrin en modern balesini görebilirdi. Rimski Korsakof'un Şehrazad'ı günlerce Beyoğlu'nda oynandı.
Şair Eşref'ten Kıt'alar - III
Sarıklı gördüğün câhilleri zanneyleme nevvâb, Kurutmakçün dıraht-ı mülkü gûyâ bir diken sarmış; Başından boynuna indir, anınla boğ hemen kelbi, Sarık sanma, bir ölmüş beyne tutmuş bir kefen sarmış. ... Vükelâyı sıraya çeksem eğer, zâhir olur: Kimisi hırsız, uğursuz, kimi nâdan gibidir. ... Yediği bokları tathir edemez bahr-ı muhît, Seyyiâtı karada bir koca umman gibidir. ... Bir sürü sanki koyundur millet, Sürünün kurdu Hamîd-i Sânî; Nice can yaktı, ocak söndürdü, Dûzaha gitmedi hâlâ cânı. Pâdişâhım! Ehl-i mahşerden hayâ etmez misin? Sağlığında herkese sihr eyledin câdû gibi; Kimseden umma sakın bir Fâtiha ba'd-el-memât, Çünki kırbaçla alınmaz Fâtiha vergû gibi. ... Pâdişâhım! Bir dırahta döndü kim gûya vatan, Dâimâ bir baltadan bir şâhı hâlî kalmıyor; Gam değil ammâ bu mülkün böyle elden gitmesi, Gitgide zulm etmeye elde ahâlî kalmıyor. ... Her biri hâlince icrâ-yı mezâlim etmede, Görse bir me'mûru insan bir şakî zanneyliyor; Eyleme beyhude, ey bî-çâre, feryad ü figan Âh-ı mazlumu hükûmet mûsıkî zanneyliyor.
Şair Eşref'ten Kıt'alar - II
"Terakki" lâfzını duydukça eyler arz-ı işmi'zâz Terakkiyâtı sevmez, istemez, sevk-i cehâletten. ... Ahâlî köprüden on pâre (para) vermezse geçirmezler, Ne feyz ummaktayız böyle dilenci bir hükûmetten? ... Niçin habs eyledin erbâb-ı isti'dâdı keyfinçün? Neden zâlimliği kendince saydın bir mahâretten? Cülûsundan beri kaç âdem öldürdün beyân eyle? Yatırmak üzre banka kaç kuruş çaldın bu milletten? ... Ahîren en büyük bir mektebi söyle niçin yaktın? Sebeb yok başka, huylandın Fransızca kırâatten. ... Değilsin pâdişâh, satmak için mülkü münâdîsin, A zâlim! Bahs edersin bir de kudretten, mehâbetten. ... Eğer millet eşekse, sen eşekler pâdişâhısın, Berâat eylemek mümkin midir söyle bu sûretten? Berâat pek kolaydır, topla meb'ûsânı, a'yânı, Biraz da anlara yüklet de sen kurtul şu sıkletten. ... Yaşa zulm üzre, zulm eyle, günahkâr ol ki şol rütbe, Geçerken yık Sırât'ı ortasından fart-ı sıkletten.