Başlangıçta zorlandım açıkçası olayları kişileri takip etmekte. Fazla detaylı betimlemeler vardı. Ama yaklaşık yüz sayfa dayanabilirseniz George Orwell’in güzel eleştirileri ile karşılaşıyorsunuz, bu arada hikayede taşlar da yerine oturmuş oluyor. Medeni olduğunu iddia eden toplumlar hep daha zalim oluyorlar kitap bize bunu yaşatıyor.
Burma GünleriGeorge Orwell · Can Yayınları · 20244,079 okunma
Olmak, cesaret ister. Kaygıyla yüzleşmek cesareti. Kimileri nevrozun koruyucu gölgesine sığınır. Oysa nevroz, Paul Tillich’in harikulade ifadesiyle, “ yokluktan Kaçmak için varlığı inkar etmektir. “Kimileri kolektif nevrozlar da arar saadeti; Futbol maçları bir karnavala dönüşür, siyaset bir gölge oyunu. O gölge oyununda, bir bakarız, biz de birer Hacivat ya da Karagöz oluvermişiz. Olmak, cesaret ister. İçinizdeki boşluktan aşağıya bakabilme cesareti. Muhakkak ki başımız dönecektir. Sendelersek uçurumdan aşağı gideceğiz. Ama bakmazsak Hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz orada ne olduğunu; bizi bekleyen, bizi biz yapan şeyi.
Oysa bir Alman psikiyatrın dediği gibi," Bir toplumun vitrini, onun zayıf ve farklı insanlarıdır. Bir toplumun ne olduğunu bu insanlarla başa çıkma biçimine bakarak anlayabilirsiniz
Huxley'nin Cesur Yeni Dünya adlı romanında tekdüzelik ve istikrara adanmış bir toplumla karşılaşırız. Bu toplumu oluşturan bireyler anında memnun edilerek idare edilirler. İnsan şeklindedirler, ancak insanlıkları körelmiştir. Tüketir, evlilik dışı ilişkide bulunur, makineleri idare eder ve "soma" alırlar. Okumazlar, yazmazlar, düşünmezler, sevmezler, hür iradeleri yoktur... Ancak onlar mutlu kölelerdir ve köle olduklarını görmezler, görseler de umursayacak değillerdir.
İnsanlar toplumun ihtiyaçlarına göre beyin veya kol gücü olarak üretilirler.