Selam arkadaşlar;
Daha önce, "Ne Yapmalı?" başlıklı şu iletiyi yazmıştım: #98382348
İletide bahsettiğim gibi, son zamanlarda içimde yeni bir şeyler yapma isteği vardı. Birçok arkadaş gerek yorum yaparak gerekse özelden mesaj atarak fikirlerini bana ulaştırdı. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim... Sunulan seçenekleri kafamda değerlendirdim ve bir sonuca vardım.
Benim için radikal bir karar olan, Youtube kanalı açmaya karar verdim. Youtube kanalı olan arkadaşlar sadece Youtube'un yeterli olmayacağını, bir de instagram hesabı açmamın iyi olacağını söylediler. Ben de ilk etapta instagram hesabımı açtım. Takip etmek isteyenler; "avukatokur" (instagram.com/avukatokur) adıyla beni bulabilir. Youtube ile ilgili çalışmalarda da sona geldim sayılır. Çok yakında ilk videomu burada paylaşmayı umut ediyorum.
Bakalım nasıl olacak. İçimde farklı bir heyecan var. Umarım benim için güzel sonuçlar ortaya çıkar.
Herkese keyifli okumalar dilerim.
Bende bazen yapıyorum ama kendimi kendime ihanet etmiş gibi hissediyorum. Ama bence bunun adı kendini geliştirmek, yoksa tek bir fikre kendimizi kaptırıp dümdüz onun arkasından gitmek fikrine sahip çıkmaktan çok at gözlüğü takmak olmaz mı?
Okunmasa da olur
Açıkcası biraz mantık dışı daha çok da saçma buldum
Bu tarz bir arkadaşlık ilişkisi çok dengesiz görünüyor
Hayatında olan her şnsanın yeri ayrıdır ve herkes belli bir değeri hak eder
Herkese vereceğin önemi tek bir kişiye yüklersen ; değer verdiğin o kişiyi kaybettiğinde veya ondan olumsuz bir yaklaşım gördüğünde tepetaklak olursun
Sabahattin Ali'nin roman ve hikayelerden önce şiir yazdığını, çoğu dergide şiirlerinin yayımlandığını biliyor muydunuz? Ben romanlarını okuduktan sonra öğrendim şair yönünün de olduğunu. Bu kitapta Sabahattin Ali'nin hem dergilerde yayımlanan hem arkadaşlarına gönderdiği mektuplarda yer alan bütün şiirleri bir araya getirilmiş.
Kitap Dağlar ve Rüzgar, Kurbağanın Serenadı ve Öteki Şiirler şeklinde üçe ayrılıyor. Yazarın bütün şiirlerini bir kitapta okuyoruz ve zamanla dilinin ne evrelerden geçtiğini de görüyoruz. Sabahattin Ali'nin şiirleri bazen umut dolu, bazen umutsuzluk, bazen neşeli, bazen karamsar, bazen her şeye sevgi içeren, bazen olumsuzluklardan bahseden temaya sahip. Bazen kendine, bazen sevgiliye sesleniyor yazar. Yine de dilinin güzelliği tüm gelgitli ruh haline rağmen göze çarpıyor.
Ben bu kitabı okurken bir mola verip yazarın hayatını araştırma gerekliliği hissettim. Sıkıntılı bir hayatını bilsem de ayrıntısını pek bilmiyordum. Ne yaşamış da bu adam bu kadar hayattan uzaklaşmış diye merak ettim her şiirde.
"Değişimin anahtarı küçük adımlarla yola çıkmaktır. Büyük hedeflere ancak küçük adımlarla ulaşabilirsin. Bir hedefe ulaşma yolunda, gaza gelmek en büyük düşmanındır. Çok büyük adımlarla çıktığın yolda çok çabuk yorulursun ve çabuk vazgeçersin. Gaza gelmek sürdürülebilir değildir. Çünkü ilk başta ortaya koyduğun mücadele ruhu, yavaş yavaş azalacaktır. İnsan mizacı, hızlı değişimlere karşı çok fazla direnç gösterir. Değişim için küçük ama istikrarlı adımlar çok işlevseldir."
Pia Mater serisinde de bundan bahsetmiş yazar. Ki o kitabın yazarı beyin konusunda araştırma yapmış bir akademisyen. Beyin hızlı değişiklikleri sevmez onlara karşı direnç gösterirmiş. Ama yavaş yavaş olan şeyler bizim için kalıcı olan şeyler genelde.