Köyüm artık benim değil; fabrikalar, yollar, arabalar tarafından ele geçirilmiş. İnsanlar birbirini tanımaz olmuş. Bir zamanlar var olan samimiyet, yerini yapay bir telaş ve rekabete bırakmış
İnsanın geçmişine sahip çıkması, kendi varoluşunu anlamlandırma çabasıdır; ama bazen geçmiş, şimdiye göre o kadar farklıdır ki, ona tutunmak yalnızca acı verir.”
Şu aralar tutturduğumuz yol bu. Her şey şık ve modem görünüşlü; her şey başka bir şeyden yapılma. Her yer selüloit, lastik, krom kaplı çelik gece boyu yanan ark lambaları, başınızın üstünde cam tılar, hepsi aynı müziği çalan radyolar, yeşil yok, her yer beton kaplı, kısır meyve ağaçlarının altında otlanan yapma tosbağalar. Ama sadede geldiğinizde ve dişinizi gerçek bir şeye, mesela bir sosise geçirdiğinizde alacağı nazbu. Lastik bir kılıf içinde boktan bir balık. Ağzımızın içinde patlayan les bombaları.
Hayatımız bizi her türden rezil, aşağılık yanlarının bol luğuyla şaşırttığı kadar; bunca pisliğin, rezilliğin ortasında aydınlık, insancıl bir hayat yaratacağımıza ilişkin sarsılmaz bir umudu var eden ışıltılı, sağlıklı, yaratıcı, insancıl, iyi bir şeylerin karşı konulmaz biçimde gelişip durmasıyla da şaşırtır