“Güven bana.”
Öncelikle bu kitap okuduğum ilk çeviri fantastik kitap ve beğendiğimi söyleyebilirim. Yazarı Margaret Rogerson gerçekten özgün bir evren yaratmış ve tek kitaplık başarılı bir fantastik eser ortaya koymuş.
Kitap 3. Kişi ağızından yazılmış. Ben genelde fantastik eserlerde 1. Ağızdan anlatımı okumayı seven biriyim. Ama bu kitapta gayet güzeldi ve bana bunun eksikliğini hissettirmedi.
Dediğim gibi kitabın evrenini çok başarılı ve özgün buldum. Gayet güzel tasarlanmıştı. Fakat sadece tek kitap olduğu için bazı konuların üstünde durulmamıştı. Tabi üstünde durulmayan konular kitapta okur açısından bir sorun teşkil etmiyor fakat ben en detayına kadar bilmek isterdim açıkçası.
Karakterlerden tek tek söz etmek istiyorum.
3 ana karakterimiz var. Baş kahramanımız Elisabeth, kendisi güçlü, istikrarlı ve oldukça cesur bir karakter. Muhafız olma yolunda ilerlemek isterken kendini bir maceranın ortasında buluyor kahramanımız.
Diğer bir karakterimiz ise Nathaniel, kendisi alaycı bir kişiliğe sahip olan bir sihirzade. Olur olmadık yerlerde her zaman bu kişiliğini belli eden biri. Nathaniel’ı sevmemin en büyük sebebi bu komik kişiliği zaten.
Gelgelelim benim en sevdiğim ve tüm okuyanlarında favorisi olan o karakter; Silas…
Bu kitabı okuyupta Silas’ı sevmeme şansınız yok. Kitap sırf Silas için bile okunur bence. Tüm kitabı Silas taşıyordu adeta.
Kısacası kitap güzeldi, hoştu. Ben beğendim. İçinde çok fazla aşk aramayacaksanız okunacak bir kitap. Olaylar bazen çok yavaş ilerleyebilir fakat sabredip okursanız beğenirsiniz.
Sonunuda çok beğendim, güzeldi hatta konu bence genişletilip bir seri haline gelebilirmiş. Benden bu kadar, ben önerdim, sizlere de keyifli okumalar diliyorum.
Spoi sayılabilecek bir not:
Yazar Silas’tan ne istedi be?!!
(Söylemesem içimde kalırdı.)