Hayatta hiçbir şey bizim isteğimize tabi değildir, gerçi bu bir felakettir; ancak doğa bize bu felaketi hafifletecek bir araç da vermiştir: Etrafı ibretle seyretme yeteneği.
Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır. Hatta biraz ileri gideyim, kendi yaşamamız için... Sen kafanın içindeki yokluğa o kadar saplanmışsın ki derhal uğrunda can feda edecek bir şey arayarak ikinci bir yokluğa dalmak istiyorsun! Yaşamak herkesten daha iyi, herkesten daha üstün yaşamak, insanlara hakim olarak kuvvetli belki de biraz zalim olarak yaşamak...
Demek Hayat böyle 2 adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmektense hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat daha makul değil miydi?
Öncelikle çok sürükleyici bir kitap. Ancak bir o kadar da insanı geren bir kitap. Eminim kimse Miranda'nın yaşadığı çaresizliği yaşamak istemez.
Baskının, seçim şansının yok edildiği bir ortamda hiçbir kadın varolmak istemez. Miranda'nın - aslında tüm kadınların - sessiz çığlığı, içimde derin bir yankı buldu.