Ve yaratıcı da zevk alıyordu bunları seyretmekten. Bir anahtar deliğinden seyreder gibi zevk alıyordu insanların birbirini düzüp öldürmelerinden. Röntgencilikti yaratıcıyı hayatı icat etmesine iten. Seyrediyordu yaptıklarımızı. Bunları anlamak için biraz televizyon seyretmek yeter... Biz insanlar canımız acıdığı için medenileşmiştik. İkisini de yaparken utandığım için icat etmiştik yasaları, evlilikleri. Aslında yaratıcının hayalinde yoktu medeni bir dünya. Biz istemiştik suların durulmasını. Kanın durmasını. Başımız ağrımaya başladığı için kadınların orgazm çığlıklarını duymaktan, yavaşlatmak için tecavüzleri, inşa etmiştik hapishaneleri.
Madem doğdun, yaşayacaksın! Ne kadar acı çeksen de ne kadar kendinden nefret etsen de, nefes almaya, uyanmaya devam edeceksin. Çünkü insansın. Doğal değilsin. Doğanın üstündesin! Dünyanın Tanrısı sensin!...
Dünya, üzerinde durulamayacak kadar kaygan. Nasıl sallanan bir sandalyede ayakta durmak imkansızsa, dünyada da ayaklarımızın üzerine basmak çok zor. Ancak yere yatarsak düşmeme ihtimalimiz var.... Ölü anlardan sonra kendimden nefret ediyorum. Normalleşmek için harcadığım bütün çabaların boşa gittiğini görmek beni deli ediyor.
Hayatla ne yapacağımı bilmediğimden, onu mahvetmeye çalışırdım eskiden. Nasıl olsa bir işe yaramıyor diye. Ama şimdi iyi yaşıyorum. Hayat kalitesi denilen bir kavram var. Fakat beni ilgilendirmiyor. Ne Melis'in sarılıp öpmesi, ne de kardeşimin hediyeleri yalnızlığımı bana unutturuyor!