Bazen Kinyas'ı o kadar az tanıdığımı düşünürdüm ki, kullandığı arabada bir otostopçuymuşum gibi hissederdim. Bazen de sanki onun ağzından, hayal ettiğim Tanrı konuşuyormuş gibi gelirdi...
Kendisini, uzaydan düşmüşçesine yalnız hisseden bir adama ilgisini çekebilecek ne anlatabilirdi ki? Dışarıdan bizi izleyen bir çift göz olsaydı, herhalde dünyanın en dengesiz insanı olduğumuzu düşünürdü. Yanımızda birileri varken sohbete hakim olan, mutlaka konuyla ilgili en ilginç cümleleri kurabilen, kahkahalar atan, sosyal ilişkilerden haz alıyormuşçasına karşısındakileri dikkatle dinleyen adamlardık. Ama insanlar gittiği zaman, bir saniye içinde o karanlık halimize bürünür, biraz önce yaptıklarımızın hepsi de sevmediğimiz ama gerçekleştirmek zorunda olduğumuz işlerimişcesine asgari düzeyde cümleler kurardık. O da ya diğerinin hatırlamadığını itiraf ettiği ortak geçmişimizden gelen bir anı ya da zihinlerimizden birinde kazma kürek zoruyla açtığımız yeni bir kapının bize gösterdikleri olurdu. Birbirimizin doğum gününü bilmez ve bundan gurur duyardık.
Bendeki erken yükselişin ve daha hayatın yeni öğrenilmesi gereken yaşta bu noktaya varmış olmamın nedenini bilmiyorum. Belki de ben dünyadan hızlı döndüm. Hepsi bu.