Aslında bütün bunların stoacılıkla hiçbir ilgisi yok. Istırabımın asaleti sadece lafta. Hasta bir hizmetçi gibi sızlanıyorum. Ev kadınları gibi öfke saçıyorum. Hayatım baştan sonra yararsız, tepeden tırnağa hüzne boğulmuş.
Umut etmek mi? Ne var ki umut besleyeceğim? Günün kendinden başka bir vaadi yok, gayet iyi biliyorum bir akışı, bir de sonu olduğunu. Işık diriltiyor beni, ama ne fayda; bugünü nasıl bulduysam öyle bırakacağım, birkaç saat yaşlanmış, bir duyguyla keyiflenmiş, bir düşünce yüzünden biraz üzülmüş olarak. Her yeni doğumda, neyin öleceğini düşünmektense neyin doğduğunu hissedebiliriz pekala. Şimdi, yüce, engin ışığın altında şehir bir ev tarlasına benziyor -doğal, geniş ve planlanmış bir şey. Ama bu görüntünün ortasındayken bile, nasıl unutabilirim var olduğumu?