Hıristiyanlığa kuşkuyla bakmayı miras almış, kendi de kalan bütün inançlara aynı kuşkuyla bakan bir kuşağa aidim. Babalarımızda saygı duyulacak bir coşku vardı hala, Hıristiyanlıktan alıp başka yanılsamalara aktarmayı başardıkları coşku. Kimilerini toplumsal adalet heyecanlandırırdı, kimilerinin aklı fikri güzellikteydi, bilime ve getirdiği ilerlemelere inananlar vardı; Hıristiyanlıkla bağı daha kuvvetli olanlar ise Doğu'nun ve Batı'nın derinliklerinde yeni dinler aradı -bu dinler de olmasa bomboş kalacak- bilinçlerini yaşamak denen saf ve basit eylemden koparmak için.
Bunların hepsi geçti, bizler bu avuntulardan yoksun doğduk.
Bütün eylem adamları esasında enerjik ve iyimserdir, çünkü hiçbir şey hissetmezseniz mutlu olursunuz. Bir eylem adamını hep keyifli olmasından tanırsınız.
Dünya hiçbir şey hissetmeyenlere aittir. Eylem adamı olmanın birinci şartı, duyarsız olmaktır. Hayatı sürdürmek temel olarak eylemi tetikleyen özelliğe, yani iradeye bağlıdır. Ne var ki iki şey eylemi köstekler: duyarlılık ve nihayetinde duyarlı düşünceden başka bir şey olmayan analitik düşünce. Her eylem doğası gereği kişiliğimizi dış dünyaya yansıtır, dış dünya da büyük oranda insanlardan oluştuğu için, kişiliğimizi yansıttığımız zaman esas olarak bir başkasının yolunu kesmiş, eyleme biçimimizle ötekileri huzursuz etmiş, yaralamış, ezmiş oluruz.