İnsanlardan köşe bucak kaçıyordum. Sevinç ve mutluluğa dair tüm sesler bana eziyet gibi geliyordu. Tek tesellim yalnızlıktı; derin, kapkaranlık, ölüm gibi bir yalnızlık.
Geçmişe memnuniyet içinde bakıp gelecek için ümitler beslememi sağlayacak vicdan rahatlığı yerine, beni hiçbir lisanın tasvir edemeyeceği azaplarla dolu bir cehenneme sürükleyen bir pişmanlık ve suçluluk duygusunun esiri olmuştum.
Hayatıma iyi niyetlerle başlamış ve onları uygulamaya geçirebileceğim, dostlarıma faydalı olabileceğim günleri iple çekmiştim. Şimdi bütün planlarım mahvolmuştu.
Duyguların peş peşe olaylarla biçimlenmesini takiben ortaya çıkan, ruhu ümitten olduğu kadar korkudan da mahrum eden atalet ve katiyetin o ölüm sessizliğinden daha acı verici bir şey olamaz.