Çocuğun hiç arkadaşı yok muydu? Tanrım, zavallı çocuk, diye düşündüm, tek bir arkadaşı bile yok. Oynayacak kimsesi olmayan bir çocuğu kafamda canlandırabiliyordum. İki kez ürperdim: Birincisi çocuk ölü olduğundan, ikincisi de hiç arkadaşı olmadığından.
Bir cenaze evinde sucuklu yumurtanın tadının nasıl olacağını merak ettim. Orada dondurma yemenin ne kadar zor olacağını düşündüm. Sıcak bir gün olsa bile orada dondurmanın erimesi gibi büyük bir sorun olmayacaktı.
Bir keresinde, evde ölüler olmasının onu korkutup korkutmadığını sordum.
“Neden korkutsun?” dedi. “Onlar ölü. Kimseye zarar veremezler.”
Bu da bir bakış açısıydı, ama benimki değildi.