Doğruydu, hayatın elde kalan tek bir şeyi yoktu. Anılar bile kalmıyordu. Onlar da kişiyle beraber değişiyordu. Eskiyordu, kılıktan kılığa geçiyordu. Her yaşa göre başka bir biçim, başka bir anlam kazanıyordu. Aşklarsa bir avuntuydu sadece. Dayanmak için bir araç. Yaşandığı sürece kişiyi yaşamaya bağlayan bir duygu.
H. Her şeyden önce kendini tanı. Ama hiçbir zaman olduğun gibi gösterme. Kolay ve kısa zamanda her şeyleri anlaşılan insanlardan hoşlanmam. Onlar bana kolay çözülen çocuk bilmecelerini anımsatır, insanlar çabuk anlaşılmamalıdır. İnsan, üzerinde düşünülecek, düşündürecek bir varlıktır.
Hiç seni kimse olduğun gibi bilmesin, tanımasın. Bekle, bir gün seni olduğun gibi keşfedecek biri çıkaracaktır.
İşte size iki insanın öyküsü... Birbirine çok benzeyen iki insanın. Bugün Şarlo'nun olağanüstü gücü ile Hitler'in zavallılığını yan yana getirebilir misiniz hiç ?
İşte bu mucizeyi sağlayan şey insanoğlunun vicdanı, imparatorlukları, zulüm krallıklarını deviren mekanizma, insanın daha iyiye, daha güzele ve daha doğruya olan inancı. Eğer bu böyle olmasaydı, Hitler'ler hep başımızda kalırdı. Şarlo'lar da hep zavallı palyaçolar olarak sürünürdü. İyi ki öyle değil.
Bugün insanlık Şarlo'nun önünde eğiliyor. Hitler'e gelince... Ona gülmüyor bile...
Milyonlarca insanın öldürüldüğü savaşları, çoğu zaman iki komutanın egosu yönetir. Birbirlerinden çok uzak oldukları, hatta hiç karşılaşmadıkları halde başka insanların hayatı üstünden bir ego oyunu oynarlar.
Suçluluk, üzerimize sapladığımız bıçağın kabzasıdır, aşk ise bıçağın ta kendisidir. Ama bıçağı keskin tutan endişedir. Sonunda hepimiz endişeye mağlup oluruz.