(Spoiler içerebilir)
Öncelikle okuduğum her kitapta kahramanı ile bütünleşirim. Onunla üzülür, onunla öldürür, onunla sevinir, onunla acı çekerim. O ben olur, ben o olurum. Bu eserde çoook zorlandım. Kahramanımız Alex'in her anını yaşadım ve hissettim. Diğerlerinde yaşadığım üzüntü ise tarifi zor. :( Bu empatlık zor bir şey kardeşlerim :(
Gelelim benim ilk incelemem olacak kitap hakkındaki naçizane görüşlerime, bolca şiddet, cinsellik, argo, suç, ceza, siyaset, sevgisizlik, dost gibi görünen düşmanlar, adam satanlar, bilimsel deneyler, gecenin ve gündüzün farklı yaşandığı hayatlar, cesurlar, korkaklar ve en önemlisi içimizdeki yalnızlık duygusuyla sürdürülen hayatlar.
Anthony Burgess diyor ki:
''Seçme hakkına sahip olmayan kişi kişiliğini yitirmiş demektir.''
Seçme şansına sahip olmak ne büyük bir özgürlüktür, bu kitapla bir kez daha öğrenmiş oluyoruz değil mi (kardeşlerim). Yazar sanki bu eserini, İyi olmak ya da kötü olmak, tercihinizi yapın der gibi yüzümüze çarpmış. "Tanrı biz kullarından ne istiyor? Tanrı'nın istediği iyilik mi yoksa iyiliği seçebilme şansına sahip olabilmek mi? Kötülüğü seçen biri gerçekte iyiliğe zorlanan birinden daha mı geçerli Tanrı'nın gözünde?" Her insanın içinde biraz iyilik, biraz kötülük vardır. İçsel yolculuğumuzda seçimlerimizi doğru yapmamız kendimizin otomatik portakalı olmamız çok önemli, kendi hür irademizle kendi seçimlerimiz, kimsenin bilimsel deneylerine maruz kalmadan kendi kararlarımızı kendimizin verdiği bir hayat yaşamak ne kadar önemli bu kitapla çok iyi anlıyoruz bunun önemini.
Amaçsız ve anlamını yitirmiş bir hayat yaşadı Alex, içinde ki boşluk duygusundan kurtulmak için belki de kötülüklere yönelmeyi tercih etti ve enteresan bir şekilde her acı verdiğinde büyük hazlar yaşadı içinde. Çünkü iyi olmayı hiç bilemedi,