Atatürk'ün umumi kâtibi Hasan Rıza Soyak'ın babası Necip Bey, Üsküp eşrafından pek dürüst bir efendi idi. 1908 Hürriyet savaşından önce, İttihatçılarla münasebette bulunduğu vakit, Enver Bey de ona defalarca misafir olmuştu. Kendisini pek sayar, gördükçe elini öperdi. Bir sultanla evlendikten sonra da eşini yabancı erkek olarak yalnız onun yanına çıkarmıştı.
İttihat ve Terakki umumi merkezi Birinci Dünya Savaşının son yılında artık zaferden tamamiyle umut kesmişti. Rusya da yıkıldığına göre, tekli barış yapma imkânı aramak fikri hepsini sarmıştı. Fakat Enver Paşa'ya bu bahsi açmağa hiçbirinin cesareti yoktu.
Birgün Necip Bey'i merkeze çağırdılar. Durumu ve düşündüklerini son çareyi anlattıktan sonra:
-Dinlese dinlese, seni dinler. Bir vatan vazifesidir, teşebbüs et, dediler.
Necip Bey, Enver'in yalısına gideceği günün sabahı, evdekilere:
- Bugün çok ehemmiyetli bir vazife yapmağa gidiyorum, inşallah muvaffak olurum dedi.
Enver, kendisini öğle yemeğine alıkoydu. Sofrada Necip Bey bahsi açtı, dili döndüğü kadar konuştu. Enver sonuna kadar dinledikten sonra:
- Vah Necip Bey vah, dedi, seni de zehirlemişler. Sen ki mâneviyata inanırsın, bilmiş ol ki, ben Allah tarafından büyük Türk Hakanlığını kurmağa "müekkel"im. Git evinde rahat uyu!
Necip Bey eve döndüğü vakit, şöyle diyordu:
- Eğer bu adam Harbiye Nâzırı, Başkumandan Vekili ve Yaver-i hazret-i şehriyari olmasa, yeri doğrudan doğruya tımarhanedir.