Kütüphane kedisi

Kütüphane kedisi
@Devrimsel
Ülkem insanı, sizi anlatıyor..
Yetkeci kişilik için, deyiş yerindeyse iki cinsiyet vardır: Güçlü olanlar ve güçsüz olanlar, güçle karşılaştığında bu kişiliğin sevgisi, hayranlığı ve boyun eğme isteği kendiliğinden kabarıverir.Güçsüz insan ya da kurumlar da onda kendiliğinden bir aşağılama duygusu yaratır. Güçsüz kişiyi gördüğü anda ona saldırmak, egemen olmak, ve onu aşağılamak ister.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Sen sen değilsin..
Bilincin tıpkı dış yetkeler kadar büyük bir kabalıkla kişiyi yönetir, insan bilincinin buyruklarının içeriğini, çoğu kez bireysel benliğin talepleri değil, etik ölçütlerin onurunu oluşturan toplumsal talepler belirlemektedir. Bilincin yöneticiliği, dışsal yetkelerinkinden daha sert bile olabilir, çünkü birey onun buyruklarını kendi öz buyrukları olarak görmektedir; insan kendisine karşı başkaldırabilir mi?
GİZLİ BASKI..
Adsız yetke açık yetkeden çok daha etkilidir, çünkü etkilenen, izlemesi beklenen bir buyruğun var olabileceğini aklına bile getirmez. Dışsal yetkede, bir buyruğun var olduğu ve bunu veren kişi ya da kurum açıkça bellidir; kişi yetkeye karşı savaşabilir ve bu savaşta kişisel bağımsızlık ve ahlaksal cesaret gelişebilir.
EINSTEIN'e göre Tanrı
"Tanrı sözcüğü bana insanların zayıflığının bir ifadesi ve ürünü olmanın dışında hiçbir şey ifade etmiyor… Kutsal kitaplar ise ilkel efsanelerin bir derlemesi. Benim içimde ''dini' olarak kabul edebilecek birşey varsa o da bilimin aydınlattığı kadarıyla evrene olan hayranlığımdır. İlla bir Tanrı'ya inanacaksam Spinoza'nın Tanrısına inanmayı tercih ederim.