"Her şeye rağmen, eserlerindeki belirgin acımasızlığa ve soğukluğa rağmen iyilik dolu bir güç hissediyordu; sanki deliliğin labiretinde kaybolmuş bir ruhu kurtarmaya çalışıyormuş gibiydi. Çok etkileyici bir tabloydu ve uzun süre aklından çıkmayacaktı."
Antoine Duris ögrencileri de dahil herkes tarafından sevilen bir sanat tarihi profesörüdür. Bir gün aniden istifa eder ve Paris'te bulunan ve içerisinde ünlü ressamlarının tablolarınında olduğu Orsay müzesine salon bekçisi olarak başvurur. Bu durum müzenin insan kaynakları müdürünün bile tuhafına gitse de ona asıl gerçegi söylemez. Lyon'dan Paris'e giderken de yakinlarina; onu merak etmemeleri, uzun bir yolculuga çıktığını, istedigi romani yazmak icin inzivaya cekildigini ve dunya ile iletisimi kestigini belirten bir mesaj atar. Gerçegi onlardan da gizler. Peki bu ani gidisin arkasinda yatan ne?
Camille ise ailesinin tek cocugu olan ve bir gün resme ilgisi ve yetenegi oldugunu fark eden derslerinde basarili bir oğrencidir. Fakat aniden depresyona girer, resim yapmayi birakir ve okula bile gitmek istemez. Ailesi her yolu dener ancak Camille ne zaman resim yapmak istese boyalarin kokusu bile midesini bulandirir. Bir süre sonra yeniden deneyerek hayata tutunmaya calisir ve sanat fakultesini kazanir. Boylelikle Camille ve Antoine Duris'in yollari kesisir.
Camille neden depresyona girer?
Antoine neden bir anda herseyi bırakıp salon bekçisi olur?
Gercekten yureginize dokunacak bir hikaye, okumanizi siddetle tavsiye ederim. Kısa bir kitap olmasına ragmen dolu dolu bir hikaye okuyacagınıza emin olabilirsiniz